





![]() | bugün | 51 |
![]() | dün | 115 |
![]() | bu hafta | 956 |
![]() | bu ay | 3583 |
![]() | tümü | 856095 |













HARPUT HATIRALARI
Dört Haziran Çarşamba Mutat toplantı vardı,
Maaşa zam gelmişti bizi bir sevinç sardı.
Ailece gezindik toplantıya gittim geç,
Bir kağıt uzattılar ak ile karayı seç.
Dediler yolculuk var Harput’a gidiyorsun,
Benzin neden sarardı bu emre ne diyorsun?.
Kontrole gidecektim yakında İstanbul’a,
Bu hasta şifasını dedim Harput’ta bula.
Hastalıklarım çoktu bir şifa arıyordum,
Sonunda bu kadere razı oldum diyordum.
Korkuyordum kendimi bu yolda yalnız kaldık,
Arkadaşları bulduk gitmeye karar aldık.
Bir askerlik sayılır kırk günlük ayrılık var,
Yine geniş dünyayı biraz göreceğiz dar.
Kendi köyünde görev herkese nasip olmaz,
Felek söyledi bize bu keyif size kalmaz.
Niyetimiz kesindi kırk günlük bir gurbete,
Eş çocuktan ayrıldık boğdu bizi hasrete.
Sanki sarhoş olmuştuk hiç belli etmiyorduk,
Üzülmediğimizi cesaretle diyorduk.
On üç Temmuz Cumada almıştık biletleri,
Gitmek istemezsen de artık dönülmez geri.
Süzer ile beraber yollandık Erzurum’a,
Yapmacık gülüyorduk bizdeki son duruma.
Arabada uyunmaz vurunca kop dağına,
Uyumayanın aklı evinde yatağına.
Şu kop rampalarını çıkmayasın boş yere,
İç kop maden suyunu şifadır böbreklere.
Şu yollar bizim için uzanmış yatıyorlar,
Sanki garip olana çabuk geçin diyorlar.
Ulaştık Erzurum’a bir gün şehirde kaldık,
O tarihi şehirden biz de nasibi aldık.
Elazığ’a yollandık ertesi gün buradan,
Yuvadan ayrılalı çok geçmişti aradan.
Hiç bitmek bilmiyordu Pülümür’ün dağları,
Gönlümüzde sonbahar her yer olmuş sapsarı.
Gurbetin acısını garip olanlar tadar,
Güzel tahmin etmezdik Elazığ’ı bu kadar.
Akşam misafir olduk biz Emek oteline,
Teslim olmak son çare gariplerin eline.
Elazığ’da caddeler biri birinden güzel,
Garip isen arkadaş sen de bizim ile gel.
Buradan kaçmak için sakın bulma bahane,
Kafayı üşütürsen yakındır tımarhane.
İzzet paşa camii Elazığ’ın gülüdür,
Kadınları ekseri İslami örtülüdür.
En büyük özelliği çok sıcak olur bu yer,
İnsanları iyidir zaten yarısı asker.
Harput’un tanıtımı
Hele çıkalım dedik şu Harput’un dağına,
Çıktık ki duruyoruz tarihin kucağına.
Nice insanlar geçmiş bu mübarek beldeden,
Bir çok babalar kalmış burda eski dededen.
Sorduk öğrenemedik bu işin incesini,
Neden kullanmışlardı baba kelimesini.
Biraz kulak verelim şu Harput’un sesine,
Tarihi uzanıyor milattan öncesine.
Öğrenmek istiyorsan geçmişteki atanı,
Orta Asya‘dan gelen Türklerin ilk vatanı.
Tarihi eserlerle dolu duruyor bu yer,
En çok yaşamışlardır burada Selçuklular.
Harput piknik yeridir çok güzeldir havası,
Ekseri eserlerde var Selçuklu damgası.
Buradaki ahvali kırk günde iyi anla,
Rumlar bile yaşamış buralarda zamanla.
Bu eserleri gören kapılır garip hise,
Rumlardan kalıntılar birkaç harap kilise.
Ne muhteşem camiler hala ayakta durur,
Sekiz yüz yıldan beri varlığını sürdürür.
Bazı harap camiler hallerine ağlıyor,
Bir minare Harput’ta camisiz kaldım diyor.
Bu yer ne hale gelmiş insan buna şaşıyor,
Yaşayanları ölü ölüleri yaşıyor.
Tarihi yaşatıyor cami ve türbeleri,
Tanımak isteyene anlatıyor bu yeri.
Mağarayı andırır üstü topraktan evi,
Tezekleri yoğurmak sanki kadın görevi.
Kimse sahip çıkmamış bu tarihi beldeye,
Bir çok tarihi eser dönmüşler harabeye.
O muhteşem kaleden birkaç duvarı kalmış,
Hemen kale yanında harap hamam yer almış.
Dabak hane diyorlar içinde var üç havuz,
Eğer şifa umarsan gel bu havuzlarda yüz.
Elli çeşit mahlukat içinde banyo yapar,
Şifa umudu ile bir çoğu mikrop kapar.
Arap Baba Türbesi
Harput’ta çok meşhurdur, “Arap Baba Türbesi”,
Çok ziyaretçi çeker arap babanın sesi.
Bu bir veli zat imiş Arabistan’dan gelmiş,
Misafir olmak için buraya karar kılmış.
Ağır bir kışta ölmüş ve defnedilememiş,
Rüyada bazı zata beni gömmeyin demiş.
Birkaç yere koymuşlar aynı rüya görülmüş,
O zaman ulemadan ne hikmettir sorulmuş.
Yine gömmüşler onu tekrar aynı yerine,
Sabah bakarlar çıkmış toprağın üzerine.
Gerçekten çok ilginçtir çürümemiş cesedi,
Kemiğine sarılmış kupkuru olmuş eti.
Kurakmış yağmur için kesmişler kafasını,
Gidip göle koymuşlar kafasının tasını.
Bu işi yapan kadın yine görmüş bir rüya
Kafayı getirmezse Harput gark olur suya.
Almışlar getirmişler kafasını yanına,
Bu etsiz kuru kafa yakışmadı şanına.
Bir rivayet daha var demezler orasını,
Amerikalılara satmışlar kafasını.
Harput’ta tarihi ziyaret yerleri
Buradaki eserler düşündürür adamı,
Eğri minaresiyle buradadır Ulu Cami.
Eser İncelemeye gel şu zamanı durdur,
Sara Hatun camii Kurşunlu’dan meşhurdur.
Balak Gazi parkına her gün dinlenmeye git,
Balak Gazi adına burda dikilmiş anıt.
Park kayanın üstünde rüzgar hep serin eser.
Ailece buraya herkes gelir yemek yer.
Türbe kapılarına her gün birisi durur,
Ziyaret edenlerden iyi bir para vurur.
Bir türbeyi bekleyen geçindirir bir evi,
Türbeyi beklemesi değil resmi görevi.
Uyanıklar bulmuşlar güzel bir beleş hayat
Cepte para yok ise türbe kapısına yat.
Biraz uzakta kalır Fetih Ahmet Türbesi,
Mihrabını etmişler sanki dilek köşesi.
Böyle savsatalardan medet umanlar da var,
Bir dileği olanlar yazmışlar doldurmuşlar
Kimi koca isterken kimi de bir eş ister,
Kimi “Yüce Allahtan “ hayırlı evlat diler.
Nice nice dilekle karartmışlar mihrabı,.
Kötü bir adettir bu değil islậm adabı.
Şu çıplak arazide küçük ağaçlara bak,
Bir başka bid’at daha dallara bez bağlamak.
Harput’un tepesinde vardır doğal mağara,
Eğer canın isterse gir içine buz ara.
Aynı dağın içinde bu mağaralar çoktur,
Mağaraların girip sonunu bulan yoktur.
Temmuz ayı gelince mağara buz yapıyor,
Mağarayı bilenler kışın sıcaktır diyor.
Hatıra kalsın sana burayı iyi tanı,
Harput’un sırtlarında bu şehrin kabristanı.
Bu sırtlarda gömülü yaşayandan çok ölü,
Görülür Elazığ’ı kuşatan baraj gölü.
Burdan nasıp almayan tamamen serseridir,
Bir kurs olmaktan başka bir kaynaşma yeridir.
Tip ayrı mezhep ayrı, fakat inançları bir,
Mesleği iyi tanı tefrikadan yüz çevir.
İtikadı olanlar kırk günde olmaz verem,
Bizlerle ilgilenen hocalar çok muhterem.
Bir konuya takılsa birimizin kafası,
Yanımızda hazırdır hocaların hocası.
Böyle bir cemaatte bulunmak büyük olay,
İnançlar ayrı olsa eğitmek olmaz kolay.
Dersler
Hiçbir toplumda yoktur burada ki düzen dirlik,
Kur’an okunmasına veriliyor ağırlık.
Öğleye dek altı ders öğleden sonra serbest,
Sonunda olacağız gördüklerimizden test.
Gezmekten daha fazla imamlar ders çalışır,
Yaş kırkı geçse bile talebelik alışır.
Sitenin meydanları olmuş imam tarlası,
Esiyor buralarda tam bir islam havası.
Kur’an uğultuları sanki arı kovanı,
Karanlıkta kapılır yanan ışığın yanı.
Mescitte namaz kılmak çok güzel bir manzara,
Dört mezhep mensubunu gel bu mescitte ara.
Elazığ’ın içinde gez Cumartesi Pazar,
Çeşit çeşit şeylere sakın etme kem nazar.
Dışarıya kaptırma cebindeki paranı,
Git kantine otur iç çayınla sigaranı.
Çay içmeye giderken kuyruk olmaktır işin,
Para geçmiyor orda elinde olsun fişin.
Yemekhaneye giriş
Yemeklerde girilir sıra ile içeri,
Geç gelenin kuyrukta üst katta olur yeri.
Girilir koydurulur kağıta bir işaret,
Yemekler bir tablada kolaylık için elbet.
Lokantadan da iyi yemekler hep etlidir,
Bunları yiyemeyen anlayın ki dertlidir.
İlk yemek yiyenlerden hemen olur duası,
Bir kısmı yer ve çıkar kuyruğun var dahası.
Çamaşırı olanlar hiç yıkamadan yatmaz,
Havanın sıcaklığı sıcak suyu aratmaz.
Çamaşır yıkayanlar kiri çıkmıyor diyor,
Belli çamaşır işi hanımı aratıyor.
Durumun iyi ise, cebinde varsa nakit,
Zevkini çıkartırsın Cimşit hamamına git.
Derin düşünüşünden kayıp eder isen yön,
Ararsın memleketi hizmetinde telefon.
Gemisi batmış gibi indiren kafasını,
Ya çocuğu özlemiş ve yahut anasını.
Eğitim merkezinde nöbetler
Vazife gereğidir tutulmalıdır nöbet,
Sakın boşa zannetme bir hikmeti var elbet.
Nöbetini tutanın daima yüzü aktır,
Nöbetin iyiliği derslerden kaytarmaktır.
Bazı nöbetler vardır, zevkli oluşuna bak,
Yatakhane nöbeti tutar iken uyumak.
Yemekhane nöbeti nöbetlerin berbatı,
Bodrumdan çıkamazsın çünkü emir çok katı.
Nöbetteki zevklerin hele vardır dahası,
Gece nöbet tutanın gündüzün uyuması.
Yatakhaneler
Sırası gelmiş iken yatakhanelerden sor,
Karyolalar ranzadır üste çıkmak biraz zor.
Gece rahatsız eder karyolaların sesi,
Üste çıkmaktan zordur üst ranzadan inmesi.
Havalar çok sıcaktır kimse örtünmez yorgan,
Yorgan örtünmese de yine terliyor insan.
Rahatsız edenlerin önemli bir tanesi,
Nişan gecelerinde çalınan davul sesi.
Sekiz kişi yatıyor yatakhaneler dardır,
Eşyaları koymaya çelik dolaplar vardır.
Soğuk su içmek için buz dolabı aldırdık,
Su içme sevinciyle hemen kuyruğa girdik.
İyi bir şeydi ama iyilik olmaz dosta.
Soğuk su çok içenler ekseri oldu hasta.
Elazığ akıl hastanesi
İbret almak istersen hasta haneyi git gör,
Orda ki hastaların bir de dertlerini sor.
Dertleri bitirmişler şimdi dünyaları hoş
Ne aile ne çocuk onlar için dünya boş.
Bir tek sigara için dizilirler sıraya,
Bir mektup atmak için muhtaçtırlar paraya.
Acınır bu duruma içimiz sızlanıyor,
Ziyarete gidene kimi “Hoş Geldin” diyor.
İçerler haplarını sırayla çağrılırlar,
Kovadan su içmeye yalnız tek bir bardak var.
İlaç alma işleri tabii olur seri,
Ayakta vuruluyor onların iğneleri.
Hiç itiraz etmezler sanki kuzu olmuşlar,
Gardiyanın eline çünkü kalın sopa var.
Kimisi çırıl çıplak kimisi üryan püryan,
Bu hallere düşene hiç acımaz mı insan.
Dünyada bir tanedir ibret alınacak yer,
Kafayı üşütmeye vardır bir çok sebepler.
Ekseri sebepleri ekonomik buhrandır,
Akraba evliliği olana doğuştandır.
Kimisi de irsidir tabii soya çeker,
Kimi de tarikattan bu ince yola geçer.
Kimi aradığını dünyada bulamamış,
Kimisi aşık olup sonunda alamamış.
Kimi mutlu hayattan ayrıldığından düşmüş,
Kimi esrar eroin fazla içip uyuşmuş.
Bir arkadaş soruyor “Burda deli ne kadar”,
Tam cevabını aldı ,“dışarda kaç akıllı var”.
Kimi akıllıları, deli diye tutmuşlar,
Nice bağlamaklık var galiba unutmuşlar.
Sözde aklımız vardır şuurunda değiliz,
İbret alamıyoruz esas deli olan biz.
Burada hastalara deli deme bu kadar,
Akıllı geçinenden daha akıllısı var.
Hemşireler olmuşlar ana ve bacıları,
Sıhhiye baba kardeş paylaşır acıları.
Yatan hasta sayısı dört yüz elli kadardır,
Bunlara bakmak için altı da doktor vardır.
Yüz elli personelle altmış dört hemşiresi,
Olmuşlardır burada hastaların annesi.
Şok tedavisi görmüş bir çoğu sakin sessiz,
Bazısı var buraya terkedilmiş kimsesiz.
Bu en büyük duamı kabul et aciz kuldan,
Mahrum etme Allah’ım bu dünyada akıldan.
Keban Barajı Gezintisi
Gezilecek yerlerden eğer gelmişse sıran,
Git Keban barajına var ise beş yüz liran.
Elazığ batısında Fırat üzerindedir,
Stratejik olarak en uygun yerindedir.
Elli kilometredir Elazığ’la arası,
Türkiye’de bulunan barajların alası.
Üçte bir elektriği bu baraj üretiyor,
Elektrik enerjisi tüm doğuya yetiyor.
Bu engin baraj gölü sanki bir küçük deniz,
Köprünün üzerinde karınca göründük biz.
On üç milyon mükaplık bir dolguyla olmuştu,
Yüz altmış yedi metre su seviye bulmuştur.
İki yüz beş metredir yüksekliği dolgunun,
Sulama yapmak için faydası çoktur bunun.
Sekiz ünitesi var her biri koca beden,
Ünitelerin çapı fazladır beş metreden.
O dikili direkler gerili teller alem,
Akıllar anlatamaz yazmaz bunları kalem.
Gel baraj santralının içersine girelim,
Tekniğin meyveleri nelerdir bir görelim.
Merdivenlerden dönüp en alt kata inersin,
O dönen koca çarkı insan mı yaptı dersin.
Her katta başka şey var bunları akıl almaz,
Fen ilerlemiştir ki bu teknik geliyor az.
Durdurur akılları makine dairesi,
Bize göre burası tekniğin son zirvesi.
Buradan sevk olunur insanlığın ölümü,
Sinyal verir gösterir arızalı bölümü.
Dört taraf döşetilmiş akıl almaz cihazla,
Kafayı üşütürsün burada durma fazla.
Görev mi yapıyoruz günde yat kalk beş kere,
Bu hizmetlere göre bizim maaş boş yere.
İlimde yokuşlar var fakat biz gideriz düz,
Karar verdim sonunda biz çorba düşkünüyüz.
Demek ki bu dünyada deha insanlar da var,
Baraj hatırasından yazmak yeter bu kadar.
Harput’un havası
Şu Harput’un havası hasta etti herkesi,
Kimi kırız geçirir kiminin gider sesi.
Her zaman hasta olur mide ile böbrekler,
İlaçlı su bunlara başka bir illet ekler.
Aspirin–gribinle ağrılarını dindir,
Doktor uzaktan sorar ve teşhisi kesindir.
Hastalık sebepleri başka nice şeyler var,
Elazığ’dan gitmeden bitmez bu hastalıklar.
Zamanlar çok uzamış bir gün bir hafta olmuş,
Kulaklar kıpkırmızı herkes enerji dolmuş.
Bu durumlar değişmez buradan gidene dek,
Bir çok göbeksizler de bur da bağladı göbek.
Kimi yaşlı imamlar hep verirler baş başa,
Bir çoğu burda başlar dumanlı arkadaşa.
Gündüz gezip tozarsın gösterirsin enseni,
Gece dışarı çıksan rüzgar uçurur seni.
Bir veterinerin konferansı
On altı Ağustos da konferans verdi baytar,
Teşhisi konamayan bizde çok hastalık var.
Konferans salonunda toplandı kursiyerler,
Baytarla işimiz ne biz hayvan mıyız derler?
Güzel bir konuşmayla açılış yaptı müdür,
Köydeki imamlara gerekirmiş çok kültür.
Köydeki aydın insan öğretmenle imamdır,
Bunları bulunduran köyler sanki tamamdır.
Bunlar vazife perver uğraşır başla canla,
İnsanlardan artarsa uğraşırlar hayvanla.
Konferansın mevzuu, “Hayvan Hastalıkları”,
Bir saatte baytar ol bu da imamın kari.
Köyde devlet memuru olmamışsın boş yere,
Köydeki hastaları bildir veterinere.
Gez köyün içersine her gün camide yatma,
Hastaları tespit et akıllılara çatma.
Sakın kuduz olmasın kedi köpeği kolla,
Kuduz olanlar varsa kes kafasını yolla.
Veya kuduz olanı aldır karantinaya,
Sonucu öğrenirsin yalnız iki haftaya.
Diğer iki hastalık şarbonla yanıkara,
Hastalık bulaşınca hiçbir şey etmez para.
Brusellâ Hastalığı görülür hayvanlarda,
Üreme mümkün olmaz yavru atar ard arda.
Suni tohumlamaya verim oluyor kat kat,
Çok mühimdir bu konu, bunu kürsüden anlat.
İyi belle ey imam ineğin cinslerini,
Hangi cins nerde olur iyi belle yerini.
Karadeniz’de olur jersey cins inekleri,
Doğa Anadolu dur montofon cinsi yeri.
Hoştayn iyi olur ege ve Akdeniz de,
Teşbihte hata olmaz alaca yoktur bizde.
Sakin sormayasınız baytarlar gelmiş niye,
Hayvanlarla ilgili soru sorulsun diye.
Doğum kontrol konulu konferans
İkinci bir konferans verildi başka biçim,
On yedi Ağustos da doğum kontrolü için.
Sağlık bakanlığından gelmişti bir yetkili,
Birinci konferanstan oldu daha etkili.
Açılışını yaptı muavin bey KARAKAŞ,
İyi bir takdim yaptı konuştu yavaş yavaş.
Sonra’da mikrofonu o yetkiliye verdi,
O’da olan her şeyi filimlerle gösterdi.
Anlatmaya çalıştı düşük meselesini,
Köylere duyuracak imamlarla sesini.
Bir yılda Türkiye’de düşük üç yüz bin tane,
Hayatını kaybeder bunlardan on bin anne.
Aile lazım ama mühim planlaması,
Sen sürüyü seyreyle imam ise babası.
Gebeliği önleme ilkel metodla zarar,
Bakanlığın verdiği bedava ilaçlar var.
Canlının küçüğü de büyüğü gibidir bil,
Bilerek düşük yapan mutlaka olur katil.
Anne sağlığı için tedbir gerek önceden,
Konuları sor öğren sen imamdan inceden.
Fazla çocuk yaparsan en büyük sorun konut,
Ta evlendiğin günde üç çocuk kafana tut.
Durum berbat olursa vurursan karavana,
Ocak şenleme işi yine düşer babana.
On beş çocuk yapmakla zindan etme dünyanı,
Hele kürtaj işine hiç getirme sıranı.
Doğum kontrolü için uygula tedbirleri,
Sakın şüphen olmasın dinde de vardır yeri.
Filimle gösterildi her şey en incesine,
Herkesi götürdüler dünyanın öncesine.
Tam güvenmemiz için bir ispat gerekirdi,
Diyanetten alınan fetvayı da getirdi.
Küçücük bir kitapla olduk sağlık uzmanı,
Beş çocuktan ziyade doldurmayız her yanı.
Kadın erkek herkese bunları demek gerek,
Camiye gelmezlerse anlat hepsine tek tek.
O anlattı biz dedik bu dünya böyle bitmez,
Bazıları belki de daha evine gitmez.
Anlatıyor, diyor yok şeriatın ayıbı,
Müfretler bakıyordu trene bakar gibi.
Hatırlat cemaate kürsüden ve minberden,
Bu tür pürüzlü işler çıkıyor erkeklerden.
Ey imam; cemaate ne öğüt verirsen ver,
Tahakkuk edecektir tayın edilen kader.
Önce aydın kişiler bunlara uysun bari,
İmam tatbik etmezse halk dinlemez bunları.
Elazığ Erkek sanat okulu müd. konferansı
On sekiz Ağustos da üçüncü bir konferans,
Tam üç günde üç meslek kimde vardır böyle şans
Bu konferansı veren erkek sanat müdürü,
Dinle de mühendis ol yoksa kalırsın kuru.
Güzel bilgiler verdi hayati önemi var,
Meslek daha da artar burdan gidene kadar.
Elektrik mühendisi olursa köyde imam,
Sigortalar yapılır o köyün işi tamam.
Eksikleri yaparsın durmaktansa avara,
Bu bir iyi niyettir ucunda yoktur para.
Fedakar olman lazım vazifen iyi sürsün,
İkram edebilirsen daha iyi olursun.
Veresiye mesleği imamlıktır dünyada,
Dünyadaki nasibin yalnızca hoş bir seda.
Eğitim merkezi hocaları
Arkadaş terk etsen de şu Harput diyarını,
Eğitim merkezinin tanı hocalarını.
Burada ki hocaları çok değerli gördük biz,
Önceden söyleyeyim aciz kalır methimiz.
Aciz ifadelerle methedeceğiz yine,
Sırayı vermek gerek önce Bolu Beyine.
Buraya müdür olmak nasip olmaz her kula,
Mustafa AKALIN Bey müdürdür bu okula.
Tipi gösteriyordu otuzu geçmez yaşı,
İdarecilik zormuş ondan ağarmış başı.
Küskün durduğu yoktur yüzü her zaman güleş,
Şaka ve taklitlerle kimseye vermiyor peş.
Gel sırayı verelim Hüseyin KARAKAŞ’a
Herkesin derdi onun saç kalmamıştır başa.
Eğitim merkezinde bu müdür muavini,
Tipine hiç bakmayın içinde yoktur kini.
Seni hiç aldatmasın tipi gösterdiği hal,
Yüzü sirke satsa da içersi doludur bal.
Deniz görmemiş lậz’dır istersen böyle çağır,
En büyük özelliği konuşur ağır ağır.
Bu okulda tek o dur disiplinin alası,
Nöbetçi olanların hep korkulu rüyası.
Sonra sırayı alır muavin Mehmet KORKMAZ,
İzmitli olsa bile aslına diyorlar lậz.
Tipiyle bakışıyla bu lậz’ı iyi tanı,
Okuldaki görevi boğazlar komutanı.
Elazığ’da nam yapmış bant doldurma ustası,
Oyunların içinde voleybolun hastası.
Kırk günlük bir zamanda kurra etti herkesi,
Okuyuşuyla bile güzeldir onun sesi.
Din bilgisi hocası meşhurdur Recep KILIÇ,
Ders öğretme tekniği bize geldi çok ilginç.
Boyu küçüktür ama çok büyüktür hüneri,
Ulema arasında muhakkak vardır yeri.
Bu makama gelmeye çalışmıştır kafası,
İlahiyattan sonra Haseki Uleması.
İki buçuk yıl kadar fıkıhta ihtisası,
Giresun alim yapmaz Recep Bey istisnası.
Konyalı Salim ÇAKIR ders almış Mevlâna’dan,
Asıl terbiye görmüş doğduğunda anadan.
Yere eğer ve yürür her zaman kafasını,
Hiç düşürmez elinden o siyah çantasını.
Mahcup etmeyi sevmez kimseye bir şey demez,
Yaratılışında var kızmayı beceremez.
Hakkında yazmadığım iki hoca daha var,
Bunlardan birincisi Trabzonlu Mehmet BEKAR.
Derse hakim olmayı çok iyi beceriyor,
Herkese birer ayet okumak yeter diyor.
Harflerin mahrecine çok zorluyor derslerde,
Harfleri diyemeyen bununla kalmış derde.
Kemal EYÜPOĞLU’nu sırası gelmişken say,
Dökmüştür saçlarını olmuş emekli albay.
Okuyuşuna her an şekil verir sesiyle,
Ağız burun göz kulak Kur’an okur hepsiyle
Bunlarda bilinmeyen daha bir çok haslet var,
Görünen konularda yazmak yeter bu kadar.
Şu Harput’un dağının yazın üç ayı vardır,
Ondan sonra burası mahsuptan daha dardır.
Kabul ediyoruz biz hocalarda tamlığı,
Burdaki müdürlüğe değişmem imamlığı.
Ey eğitim merkezi mahpus yapan bir yersin,
Sayın hocalarıma Allah sabırlar versin.
Kurs sonu imtihanlar
Yirmi bir Ağustos da din bilgisinden bir test,
Sözlüyü de verince kursu edeceğiz pest.
Biz kursu pest etmeden o bizi pest edecek,
Yedi tane elekten eleneceğiz tek tek.
Din bilgisinden geçti imtihanımız berbat,
Eski hale nazaran moral bozuldu kat kat.
Soruların hepside tamamen aldatmaca,
Talebe aldatmaya cevaz var mı ey hoca?
Normal soru zor değil, aldatmacadır zoru,
Münker-nekir sorar mı böyle karmaşık soru.
Anladık ki bizlere kazılmış oldu kuyu,
Üstelik götürüyor dört yanlış bir doğruyu.
Hepsine yanlış koysak etmiş idik büyük kar,
Bu metod uygulansa bir çoğu borçlu çıkar.
Cahilin cahili ol buna ne diyeceğiz,
Borçlu olan puanı nasıl ödeyeceğiz.
Din bilgisinden sebep gelinir mi bir daha,
Kursiyerler bekliyor hocadan müsamaha.
Müsamaha bekleriz hocaların yanından,
Şefaat etme işi büyüklerin şanından.
Kırk gün kadar zamanda imam olamayız biz,
Yinede geleceğiz bu kapıdan kovsanız.
Derhal sözlü başladı yazılımız bitince,
Zaman dolar gidersin fazla düşünme ince
Bir dakka da görülür kırk günlük bir kalite,
Bu sözlü imtihanlar tamamen formalite.
Başarılı değildik moral bozukluğundan,
Ayrıca imtihanda sardı bizi heyecan.
İki lậz bir Konya’lı imtihanımda vardı,
Bunların üçü beni tam makaraya sardı.
Çıkarken, çıkıp geldi baktım ki Bolu Bey’i,
Kulağından tutmuştu eliyle seccadeyi.
O da iki soruyla bıraktı beni dara,
Susmakla bülbül oldum sorulan sorulara.
Veda gecesi
Harput’ta son akşamı yaptık veda gecesi,
Piyeste roller iyi güldürdüler herkesi.
Akşam sekiz otuzda başladı Kur’an ile,
Gecenin önemini müdür getirdi dile.
Anlatmaya çalıştı bu kursun manasını,
Son olarak konuştu sözlerin en hasını.
Piyes şiir fıkralar geceyi şenlendirdi,
Taklitlere gülmekler herkesi dinlendirdi.
Hüseyin ve Recep Bey taklitleri beğendi,
Bu akşamın neşesi üzüntüleri yendi.
Geceye değer kattı KORKMAZ’ın konuşması,
Son olaraktan sildi kulaklardaki pası.
Piyes temsilcisini istiyor musun tanı,
Önceden de tanırdık tek gözlü kahramanı.
Unutulmaz yıllarca gecenin yaptığı iz,
Piyes sunucusunun tipi aynen İngiliz.
Karakterine göre herkes almış idi rol,
Piyesin arasında şiir oku şair ol.
Herkes aldığı rolü rahatlıkla oynadı,
‘’Şahinler ordusuydu’’ piyesimizin adı.
Gece birde bitirdik bu eğlence işini,
Muavin Hüseyin Bey yaptı kapanışını.
Ayrılık acısını son neşe ile tattık,
Hatıra bir fotoğraf sonra da gidip yattık.
Bin türlü hayallerle bu idi son bir yatış,
Kırk günlük bir gurbeti bitirmek mi kolay iş?
23 Ağustos da Harput’ta bayram günü,
24 Ağustos da evlilerin düğünü.
Harput’tan ayrılış
23 Ağustos da ikide yolculuk var,
Kırk günlük misafiriz yeter artık bu kadar.
Harcırahları aldık çözüldük yavaş yavaş,
Hocalar kursiyerler hep olduk sarmaş dolaş.
Yine de geldi bize bu ayrılık çok erken,
Kalplerdeki sevgiyi anladık ayrılırken.
Zihnimizde yapacak bu vedalaşma yankı,
Ahiret yolculuğu başlamış idi sanki.
Herkes birbirlerine haklar helal diyordu,
Gözler durgundu ama gönüller ağlıyordu.
Arabanın içinde istersen canından bez,
Eve gidiyorsun ya yollar bir türlü bitmez.
Yine döndük evlere bu rüya böyle bitti,
Kurs bitsin dedik ama ömürden kırk gün gitti.
Ağustos 1984
(1984 Yılı 16 Temmuz-23 Ağustos arasında Diyanet Harput eğitim merkezinde
tekamül kursu )
(Kafiyeli Hoş Hatıralar ve Şiirler kitabından)
Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.
Buhârî, Edeb, 57, 58.
Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler.Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, Birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. HUCURAT;11
Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının.Çünkü zannın bir kısmı günahtır.Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.Birbirinizin gıybetini yapmayın.Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İştebundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. HUCURAT ;12
Alçak gönüllülüğü göster gelince yeri,
Aşırıya kaçmanın vardır tehlikeleri.
Övünmek istiyorsan sen bu dünyada madem,
Alçak gönüllülüğü kullanman gerekir yem.
Eğer başkalarını aldatmak diliyorsan,
Önce kendini aldat aldatabiliyorsan.
Aldatan kişi suçlu, ilk kez aldatılmışsan,
İkinci kez aldansan bu suçlu sensin inan.
Kurnazlığın incesi kurulan tuzaklara,
Görünmeyi bilmektir düşer gibi bir ara.