





![]() | bugün | 44 |
![]() | dün | 169 |
![]() | bu hafta | 834 |
![]() | bu ay | 3461 |
![]() | tümü | 855973 |













Nakşibendilik tarikatının silsilesine bakıldığı zaman İran’dan doğup Türkistan’a, oradan Afganistan’a, oradan Hindistan’a gittiği, en sonunda Bağdat’ın Süleymaniye kentine geldiği, Türkiye topraklarına isabet eden yerlere bu büyük zatlardan nasip olmadığı sizce ilginç değil midir ?
NAKŞİBENDİ TARİKATININ SİLSİLESİ
Nakşibendilerin Sadat (efendilerimiz ) dediği zatlar
İ S İ M L E R İ DOĞ/ÖL TARİHİ; DOĞDUĞU YER
1- Hazreti Ebubekir (R.A.) ( 532- 634 ) HİCAZ– MADÎNE
2. Selmani Farisî Hazretleri. ( DOĞ ?- 656) İRAN–ISFAHAN
3......29-
30. Halid’ul-Bağdâdî (1778-1826) IRAK-SÜLEYMANİYE.
Nakşibendilik tarikatının silsilesine bakıldığı zaman İran’dan doğup Türkistan’a, oradan Afganistan’a, oradan Hindistan’a gittiği, en sonunda Bağdat’ın Süleymaniye kentine geldiği, Türkiye topraklarına isabet eden yerlere bu büyük zatlardan nasip olmadığı sizce ilginç değil midir ?
Ayrıca bu bölgelerin hepsinin mezheplerinin Şii olduğu dikkat çekmiyor mu ?
Tarikat bir inanç ve Allah’a ulaşma yoludur. Tarikatın kürdü ,lazı, arabı, gürcüsü farketmez. Tarihin akışına bakıldığı zaman sorulması gereken soruların olduğu görülmektedir. Nakşibendilik ismi verilen bu tarikatın dini bir kisvesi vardır. Nakşi bendiliğin kelime anlamına bakacak olursak farsça bir kelimedir ve köleliği nakşetmek, mutlak itaati nakşetmek, kul olmayı nakşetmek anlamlarında kullanılmaktadır ama asıl olan “Bende” kelimesinin karşılığı kölelik demektir. Tarih boyunca işin bir boyutu Şeyhlere, din adamlarına , tarikat önderlerine mutlak itaati sağlamanın yanında diğer boyutu şıhlık, ağalık, aşiret reisliği v.s adı altında bir sürü unvanlar türetilmiş ve bütün Müslüman ülkeler bölük pörçük olarak şıhların, ağaların, aşiret reislerinin güdümünde , mülkiyetlerden ve özgürlüklerinden yoksun olarak yaşamakta olduğu görülmektedir. Bir kişinin elinden önemli bir şeyi almak icap ettiği zaman onun elinden onu alabilmek için eline önem vereceği bir şey vermek gerektiğini bilen batılı Siyonist, emperyalist güçler bu işin dini boyutu ile insanları meşgul edip amaçlarına ulaşma yoluna gitmişler. Başardıklarını görmemek aptallık olur. Bütün İslam ülkelerini aşiretlere bölüp insanları mülkiyetten ve özgürlüklerden mahrum bırakmışlar ve şimdi de Arap Baharı adı altında operasyonlarına başlamışlardır. Arap baharı deyip hareketlenen İslam ülkelerinde silah onlardan, mermi onlardan, şii–sünni çatışmaları ile ikinci bir kerre amaçlarına ulaşmaktalar. Hangi bir ülkede o ülkeyi bölmek için dışardan destekli bir silahlı mücadele eden örgüt varsa o ülkede mutlaka silahlı örgütlerin yanında o dış güçlerin desteklediği bir tarikat, dini bir örgüt vardır. Siyonist ve emperyalist güçler silahlı güçlerin mücadelesi sonunda işlerinin bittiğini, halkın ise dini oluşumlara itibar edip arkalarından gidebileceğini çok iyi bilmekteler. Osmanlıdan kopartılan islam ülkelerinin durumu hep ayni olmuştur.
Osmanlı devletinde Nakşibendîlik itibar gören bir tarikat idi. Bu tarikatın kurucularından biri Buhara’lı bir Türk olan Muhammed Bahauddin Şah-ı Nakşibendidir. (1318-1389).
Halid-i Bağdadi hazretlerine kadar bu tarikat halifeleri Nakşibendîliği tüm Anadolu’ya yaymıştır.
Fakat Halid-i Bağdadi hazretlerinden sonra işler değişmiştir. Neden değişmiştir der iseniz cevabı basittir. O zamanki Osmanlının durumuna bir bakmak yeter. Çöküş sürecine giren Osmanlının topraklarına gözü olan dış güçlerin ve iç etnik gurupların hareketlendiğini görürsünüz.
1826 yılında da ölen Halid-i Bağdadi hazretlerinin ölümünden 20 sene kadar öncesine Osmanlıya bir bakalım..
1804 - Sırp isyanlarının başlaması (Şubat)
1805 - Osmanlı Devleti'nin Napolyon'un "İmparator" unvanını tanıması
1806 - Osmanlı-Rus Savaşı
1806 – Eflak ve Boğdan'in Rusya tarafından işgal edilmesi (Ekim)
1807 - Vehhabi isyanının had safhaya varması. Haccın engellenmesi,
1807 - İngiltere'nin Rusya'nın yanında Osmanlı savaşına iştiraki ve İngiliz filosunun İstanbul önlerine gelmesi (20 Şubat)
1807 - İngiliz filosunun İskenderiye'ye (Mısır) saldırması ve Mehmed Ali Paşa tarafından mağlup edilmesi (Mart - Eylül)
1807 - Nizam-ı Cedid'e karşı ayaklanma (25 Mayıs)
1807 - III. Selim'in tahttan indirilmesi ve Nizam-ı Cedid'in ilgası (29 Mayıs)
1808 - Alemdar Mustafa Paşa'nın müdahalesi, IV. Mustafa'nın tahttan indirilmesi, III. Selim'in katli, II. Mahmud'un tahta çıkması (28 Temmuz)
1808 - Sened-i İttifak : Devletin ayanlarla uzlaşması (29 Eylül)
1808 - Yeniçeri Ayaklanması : Alemdarın Sonu (15-16 Kasım)
1809 - İngiltere ile süren savaşın sonu : Kal'a-i Sultaniyye Antlaşması (5 Ocak)
1812 - Vehhabi ayaklanmasının Mehmed Ali Paşa tarafından bastırılması
1812 - 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı'nın sonu : Bükreş Antlaşması, Sırbistan'a özerklik verilmesi (28 Mayıs)
1816 - Sırbistan'ın özerkliği
1821 - Eflak ve Mora'da Rum isyanlarının başlaması (Şubat - Mart)
1824 - Rum ayaklanmasını bastırmak üzere Mısır kuvvetlerinin çağrılması
1826 - Ermeni ustalara Nakkaşlık hakkının verilmesi
1826 - Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması, Asakir-i Mansure-i Muhammediyye'nin kurulması (14 Haziran)
Navarin Deniz Savaşı v.s ,v.s.
Halid-i Bağdadi hazretleri 1805'yılında Diyarbakır, Halep ve Şam üzerinden Hicaz'a gitti.Sonra Delhli Şeyh Abdullahı görmek için 1809'da Hindistan'a gitti , Lahor üzerinden Şeyh Abdullah'ın oturduğu Cihanabad'a vardı. Orada Kadirî, Nakşî, Sühreverdi ve Kübrevi tarikatlarından icazet alarak beş tarikatın birden halifesi olmuştur. En önemlileri de Kadirilik ve Nakşibendilik’tir. 1811 yılında Süleymaniye'ye dönmüştür. Kendinden önceki halifelerden ayrılmış ve kendi başına Nakşibendiliğin Halidiyye kolu diye bir cemaat tarikatı kurmuştur. Ne olmuşsa zaten bundan sonra olmuştur…
Kürt İsyanı olarak bilinen isyanlar ve Kürdistan hayalleri bundan sonra başlamıştır. Bağdat Valisi Said Paşa Mevlâna Halid'e İhsaniye Medresesini tamir ettirip tekke olarak tahsis etmişti. Daha sonra Davut Paşa Bağdat Valisi oldu. 1822 yıllarında Halid'i Bağdadi faaliyetleriyle dikkat çekmeye başlamış. Osmanlı devleti, Halid-i Bağdadi’nin 'nın durumunu öğrenmek için Bağdat Valisi Davud Paşa’dan bilgi istemiş. Halid-i Bağdadi , Vali Paşanın tahkikatından ve icraatlarından huzursuz olarak Bağdat'ı terk edip Şam'a yerleşmiş. Halid-i Bağdadi’nin altı tane Farsça tasavvufi eseri vardır.
Dağılmakta olan Osmanlı’da ilk Kürt İsyanı, 1846 da paşalığa kadar yükselen Cizre-Botan Emiri olan Bedirhan Ağanın İsyanı’dır. İsyanı bastırılır, sürgüne gönderilir ve rütbesi geri alınır. Hâkimiyet kurduğu yerler Çarçella’nın kuzeyi Hakkâri, doğusu Cizre’ye kadar olan yerlerdir. Bedirhan Ağa bir Halid-i Bağdadi Kürt Nakşî üyesidir, bu tarikatın bir mürididir…Bedirhan Ağa’nın isyanı Mısır’daki Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın ayrı bir devlet kurmak için giriştiği isyanla aynı süreçte çıkarılmıştır. Amaç; yenilen Osmanlı Ordusu, dağılan Osmanlı topraklarından bir parça ganimet almaktır.
İkinci Kürt İsyanı 1880’de çıkar. Bu kez isyan eden Şeyh Ubeydullah’tır. Babası, Kürt Halid-i Bağdadi’nin en ünlü halifesi Seyit Taha’dır. Şeyh Ubeydullah Seyit Taha’nın hem oğlu hem de halifesidir. Dağılan Osmanlı topraklarından bir parça alıp Kürdistan kurmak için isyan eder, isyan bastırılır ve sürgüne gönderilir… O döneme bir göz atacak olursak;
(Tarihimize 93 Harbi olarak geçen 1877-1878 Rus harbinin sonuçları, Osmanlı için tam bir felakettir. Kars, Ardahan ve Batum Rusların eline geçer. Kıbrıs İngilizlere bırakılır. Karadağ, Sırbistan, Romanya ve Bulgaristan elden çıkar. Edirne, Tekirdağ ve Çorlu Ruslar tarafından işgal edilir, hatta Ruslar Yeşilköy’e kadar gelir. Buralarda yaşayan milyonu aşkın Müslüman Türk göçe zorlanır. Osmanlı dağılmakta ve toprakları paylaşılmaktadır. Şeyh Ubeydullah isyanı da tam bu sırada çıkmıştır, 1880…)
Kürdistan Siyaseti temelinde ilk dernek 1908’te kurulur; Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti. Derneği kuran 1846 isyancı başı Bedirhan Ağa’nın oğlu Emin Ali Bedirhan ile 1880 isyancısı Şeyh Ubeydullah oğlu Seyit Abdulkadir’dir. 1918’te Kürt Teali Cemiyeti’ni de aynı kişiler kurmuşlardır. Seyit Abdulkadir, Emin Ali Bedirhan…
Bu iki Halid-i Nakşi Kürt ağalarının başını çektiği isyanlar şunlardır.
1-1921 Koçgiri İsyanı : 25 Kasım 1920'de "Batı Dersim Aşiret Reisleri", Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Sevr Antlaşması'nın uygulanması gerektiğini ve aksi halde silah zoruyla hakkı almaya mecbur kalacağını açıklamıştır.
-Ayaklanma, bölgedeki 6. Süvari Alayı’nın bir grup asker kaçağını yakalamak isterken baskına uğramasıyla 6 Mart 1921’de başlamıştır. Koçgiri aşireti reisi Alişan Bey ile kardeşi Haydar Bey ve Gülağa oğullarından Mehmed İzzet, Naki, Hasan Askeri, Kazım ve Alişir yönetmiştir.
1924 Şemdinli Barzani-Nasturi İsyanı; Nasturi Ayaklanması (7 Ağustos-26 Eylül 1924) Güneydoğu Anadolu'da Süryanilerin bağımsızlık için başlattığı isyan hareketi. İsyan İngiltere'nin kışkırtması ile başlamış ve İngiliz uçakları asilere yardım amacıyla Türk mevzilerine saldırmıştır.[1]
1925 Şeyh Said İsyanı; Şeyh Said, Mart 1924'te Hilafet'in kaldırılmasını bahane ederek halkı İslam dini adına ayaklanmaya çağıran bir bildiriyle hareketi tek bir merkez altında toplamaya çalıştı. Kürt İstiklal Komitesi'nin çalışmaları olduğu açığa çıktıktan sonra örgütün önde gelen yöneticilerinin çoğu tutuklandı. Başlangıçta isyan İslâm şeriatının tesisi adına başlatılmış ise de sonradan Kürt istiklâl hareketine çevrilmiştir. Şeyh Said'in emrindeki 10,000 kişilik bir kuvvetle Diyarbakiri dahi işgal etmişti. Diyarbakır'daki Şark İstiklal Mahkemesi Şeyh Said ve 47 ayaklanma yöneticisi hakkında da ölüm cezası verdi (28 Haziran). Cezalar, başta Şeyh Said olmak üzere, ertesi gün infaz edildi. Ayaklanmayı destekleyen eski Şuray-ı devlet reislerinden Kürt Teali Cemiyeti reisi Seyit Abdülkadir ve 12 arkadaşı İstanbul'da tutuklanarak yargılanmak üzere Diyarbakır'a getirildiler. Yargılanma sonucunda Seyit Abdülkadir ve 5 arkadaşı ölüme mahkûm olarak, idam edildiler (27 Mayıs 1925).
1930 Ağrı İsyanları; Üçüncü Ağrı İsyanı; İngiliz, Taşnak (Ermeni) ve Hoybon (Kürt) Cemiyeti temsilcileri ve Şeyh Barzan'ın Halep'te bir araya gelerek isyan başlatılması ve bunun sonucunda Milletler Cemiyetine gidilerek Irak ve İran'daki Kürtlerinde katılacağı bir Kürt devleti kurulması planlanmıştır. 17 Eylül'de isyancıların büyük bir bölümünü imha edilerek isyan bastırmıştır.
1938 Tunceli İsyanı; Osmanlı döneminde yüzyıllarca yurtluk ve ocaklık biçiminde özerk olarak yönetilen Dersim Bölgesi'nde, özellikle Tanzimat'tan sonra, merkezi yönetimin güçlendirilmesi amacına yönelik düzenlemelere karşı sık sık ayaklanmalar (Dersim ayaklanmaları) çıkmıştır (1847, 1877-78, 1885, 1892, 1893-95, 1907, 1911, 1916). Bölge, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla özerkliğini kaybetmiştir. Aşiretler, yönetimlerinin elinden alınmasına karşı çıkmış; vergi vermek, askere gitmek gibi çeşitli zorunlulukları ise uygun bulmamıştır.
1930'ların ilk yarısında bölgede meydana gelen ayaklanmalar bastırıldıktan sonra, 25 Aralık 1935 tarihli 2884 sayılı Tunceli Vilayeti'nin İdaresi Hakkında Kanun çıkarıldı. Bunun üzerine isyanlar tekrar başladı. İsyana müdahale eden Tunceli ilinin askerî valisi general Abdullah Alpdoğan‘ın düzenlediği ilk harekât büyük başarısızlıkla sonuçlandı. Aşiretler tamamen silahlandı. İsyanı bastırmak iyice zorlaştı. Abdullah Alpdoğan 50.000 asker (üç kolordu ) ile bölgeye gitti fakat dağları bir türlü aşamadı. Son çare olarak Hava Kuvvetleri'nden 3 uçak filosu ile havadan saldırı gerçekleştirdi. Askerler bölgeye girmeyi başardı. Bunun üzerine Seyit Rıza, bölge halkına zarar gelmesin diye Haydaran, Kureyşan, Demenan, Yusufan, Kırgan Kürt aşiretleri reisi ile birlikte teslim oldu ve harekât, 13 Eylül 1937'de sona erdi. Ayaklanmanın lideri Seyit Rıza ile 6 kişi idam edildi. Çok sayıda Kürt ayaklanmacı değişik hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak olaylar durulmadı ve 1938'de Kureyşan Kürt aşireti intikam için diğer Kürt aşiretlerini silahlanmaya davet etti ve ikinci Kürt isyanı başladı. Bunun üzerine başlatılan ikinci bir askeri harekât ile Eylül 1938'de bu ayaklanma da tamamen bastırıldı.
1- Bu isyanları çıkartanların hepsi Iraklı Kürt Halid-i Bağdadi Nakşî’nin müritleridir.
2-Bu isyanları çıkartanların hepsi Bedirhan Ağa’nın torunları ile Şeyh Ubeydullah’ın torunlarıdır.
3-Bu isyanları çıkartanların hepsi, Kürdistan Siyaseti temelinde, olan bitenden habersiz masum halkımızı “kutsal dinimizi isyana alet ederek” bir karanlığa sürüklemişlerdir.
4-Bu isyanı çıkartanların hepsi devlete karşı isyan için yabancı güçlerle işbirliği yapmışlardır.
Cumhuriyet dönemindeki isyanların hepsi Atatürk dönemindedir.(1921-1938 yılları arası) . Neden diyeceksiniz ?
Çünkü Atatürk Cumhuriyeti’nde ağalık, beylik, şeyhlik, şıhlık, masum halkımızın köle gibi kanını emmek yoktur. Cumhuriyet rejiminde topraklarının ellerinden gideceğini anlayan bu feodal din ağaları isyan etmiş, halkımızı da isyana sürüklemiştir. Bu isyanları çıkartanların hepsi Iraklı Kürt Halid-i Bağdadi Nakşî’nin müritleridir.
Atatürk’ten sonra isyan yoktur. Çünkü Halid-i Bağdadi’ya intisab etmiş Kürt Nakşi isyancılarının ya kendileri, ya çocukları, ya torunları ya da bu yolun aynı yolcularının hepsi Meclise girmiş ve devletin güç ve otoritesine ortak oldukları için isyan etmemişlerdir. Bu gün doğuda feodal yapı duruyor. Ağalar yine ağa, şeyhler, şıhlar yine şeyh ve şıhtır, toprak ellerindedir, halk ellerindedir…
Değişen sadece şudur;
1-İkinci Dünya Harbi’nden, yani 1945 yılından sonra İngiltere ve Fransa güneyimizden çekilmiş, yerine 1948’de ABD ile beraber İsrail gelmiştir. İsrail, vaad edilmiş topraklar ya da Büyük İsrail siyaseti gütmekte ve şimdilik Irak kuzeyinde bir Yahudi Kürdistan peşinde koşmaktadır. ABD, bir Büyük Orta Doğu projesi ortaya atmış ve bir Kürdistan için sinyal vermektedir. Avrupa, Türklerin Asya ile bağını kesebilmek için Sevr’de geçen Kürdistan hayalinden vazgeçmemektedir.
İşin Türkçesi 1846’tan beri Kürdistan kurarak Anadolu’da devlet olmak isteyen Halid-i Nakşi Kürt ağaları ABD-AB-İsrail ile yine işbirliğine gitmişlerdir ve halen gitmekteler.
Halid-i Bağdadi hazretleri için bu gün bu açıdan bakarak yorum yapabilmenin dayanağı Osmanlı Devletinin bir şeyler sezinlemesi ve Bağdat Valisi Davud Paşa’dan Halid-i Bağdadi hazretleri hakkında rapor istemesidir.
Soruyorum kendi kendime ;Başkaları ne ise de, Din görevlilerimizden olup Devletten maaşını alan, Devletin bütünlüğü ve birliği için çalıştığına inanan, vatanseverlikten asla taviz vermeyen bu tarikat sempatizanları neye ve kime hizmet ettiklerinin farkındalar mı ?. Gelişmelere bu pencereden bakabilmişler mi acaba?. İslam Dini tekdir, tarikatlar çoktur. Yoksa tarikat sevdası din sevdasından öne mi geçmektedir ? Bu kardeşlerimiz, doğu için emelleri olan dış güçlerin o bölgede yaşayan insanlara mı, yoksa o bölgenin yer altında yatan zenginliklerine mi daha çok değer verir diye hiç düşündüler mi ? Veya o bölgede yaşayan insanlar emperyalist dış güçlerin kendilerine mi yoksa yer altı zenginliklerine mi daha çok değer verirler diye hiç düşündüler mi ?
Vatan olmaz ise din olur mu, namus olur mu ?,
Vatan olmaz ise bağımsızlık, özgürlük olur mu ?
Tarikat bir inanç ve Allah’a ulaşma yolu değil midir ?
Faydası yok, iş işten geçtikten sonra tutulan yasın,
Dilerim ki herkes kendini güzel bir sorgulasın.
İçimizdeki kurdu sokmayalım kuzu postuna,
Kimse ihanet etmesin vatanına ve dostuna.
Eğer ki kardeş ise Şiiler ve Sünniler,
Düşmandan çok verirler birbirlerine değer.
Dine giden bir yoldur, din değil tarikatlar,
Ayrımcılık olmazsa düşmanlarımız çatlar.
Biz müminler kardeşiz, kim ne der ise desin.
Bizler üzülmeyelim, düşmanlar sevinmesin. 2.Mayıs 2013 Kamil HOŞOĞLU
Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.
Buhârî, Edeb, 57, 58.
Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever. HUCURAT 9
Hayatlarında acı hiç çekmeyen insanlar,
Acı çeken insanın acısından ne anlar.
Acı tatmamış olmak aslında büyük acı,
Acılar, bölüşmeyi öğretmenin ilacı.
Yoğrulup şekillenen o acı duygulardan,
Hoş sedalı şarkılar yapılır zaman zaman.