





![]() | bugün | 44 |
![]() | dün | 169 |
![]() | bu hafta | 834 |
![]() | bu ay | 3461 |
![]() | tümü | 855973 |












ÖN SÖZÜM VE SON SÖZÜM
Dış güçlerin uğraşları iç hesaplaşmalar ve menfaat paylaşım meseleleri sonucunda İslam toplumunda tefrikalar sonucu bölünme ve parçalanmalar neticesinde imamet ve hilafet meseleleri gündemi teşkil etmiştir. Hz Muhammedin arkasında namaz kılan ve onu gören ve tanıyan insanları dahi birbirine düşürmeyi başarmışlardır.
Peygamberimizden sonra halifenin kim olacağı meselesi anlaşmazlık konusunu teşkil etmiştir. Sıffın savaşları, Hakem olayları, nihayet Kerbela olayı İslam toplumunu ayrıştırmıştır. Hz. Ali’den sonra Muaviyenin halifeliği entrikalarla eline geçirmesinden sonra şıa denen Hz.Ali taraftarları dışlanmıştır ve tecrid edilmeye çalışılmıştır. Bu tecrid zaman zaman zulümlerle ve baskılarla devam etmiştir. Toplumdan tecrid edilmeye çalışılan, baskı gören Hz.Ali taraftarları olan Müslümanlar genellikle yapılan fetihler neticesinde fethedilen ülkelere doğru göç etmeye başlamışlardır. Müslümanlar zamanla bu ülkelerdeki Hiristiyan ve Yahudilerin örf adet ve inançlarından etkilenmişlerdir. Bu nedenle Mısır’dan, Hindistan’dan, İran’dan Budizm, Hinduizm, Şamanizm, Tenasuh ve hulül inançları gibi inançlar İslam toplumuna bulaşmaya başlamıştır. Hz.Ali taraftarlarının Muaviye ve akabinde oğlu Yezid’e olan kin ve düşmanlıklarını islamiyeti tahrif etmek isteyen gayrimüslimler değerlendirmeyi başarmışlardır.
Müslümanlar Şiilik ve Sünnilik diye ayrıştırıldığı zamandan beri gayri Müslim devletlerle savaştıkları gibi birbirleriyle de devamlı savaşmışlardır. Siyasi bir görüş olan Şiilikten ehli bid’at sayılan Batınilik doğmuştur. Alevilik artık Ali yandaşları olmayanlara düşman olmaları yetmiyormuş gibi onların inanç ve ibadetlerine de düşman olmaya başlamıştı. Yandaşları tarafından İslam inancında olan bir Ali yanında İslam anlayış ve yaşantısından uzak hayali bir Ali’ye inanan başka bir Alevilik de doğmuştur. Peygamberimizden sonra imamet hakkı Hz.Ali’nin olduğunu iddia eden ve bu şekilde inananlar Kur’an’ın zahiri manasını herkes anlayabilirse de batını manasını ancak Hz.Ali soyundan gelen imamlar anlayabilir diyerek batınılık diye bir yorum farkı meydana getirmişlerdir. Şii mezhebi;
Zeydiye (Beş İmamcılık), İmamiye-i İsnaaşeriye (On iki İmamcılık) ve İsmailiye (Sebiye-Yedi İmamcılık) olmak üzere üçe ayrılır. Tarih boyunca islam toplumu olarak bilinen şia inancına sahip insanlar genellikle önder olarak imamları (on iki imamı) tanıyarak, karşı tarafta bulunan Emevi, Abbasi , Selçuklu ve Osmanlı halifelerine devamlı kin ve nefret duymakla birlikte mücadele etmekten de geri kalmamışlardır. Hatta bu konuda o kadar ileri gidilmiştir ki imam Caferi Sadık hazretlerinin oğlu İsmail’i yanlış fikirlerinden dolayı reddetmesi ve mirasından mahrum etmesi sebebiyle onun sempatızanları tarafından oluşturulan İsmaililiğin bir kolu olan Karmatiler 930 senesinde Mekke halkını ve hacıları kılıçtan geçirmiş, mallarını yağmalamış, Kabe’yi yıkmış, Hacer-ül Esved’i alıp götürmüşler. Yirmi yıl Kabe Hacer-ül Esved taşı olmadan tavaf edilmiştir.
Görünüşte dini, gerçekte ekonomik bir hüvviyet taşıyan bu tarikatın politik düşünceleri de vardı. İslâm Dini'nin getirdiği kuralların birçoğunu gereksiz sayıyor, özellikle İranlı Zerdüşt din adamı Mazdek'in düşünce felsefesine uygun düşünceler ileri sürüyorlardı.
Karmati İmamları Sunni İslamın savunduğu biranlayışı ve ibadet türünü savunmuyorlar tam aksine, Kabe’lerinin ve kıblelerinin Kudüs olduğunu, bütün ibadetlerinde oraya dönülmesi gerektiğini, dinlenme günlerinin cuma değil pazar günleri olduğunu, yılda iki gün Nevruz ve Mihrican günleri olarak oruç tutulacağını, İnsanlar arasında her hangi bir fark olmadığını ve tüm insanlar eşit olduğunu, mallarınında eşit olduğunu söylüyorlardı. Bir nevi komünistlik gibi bir şey. Kur’anın gerçek manasını ancak batıni imamlar bilebilir iddiaları vardı. Karmati’ler de kemal, ikinci doğumla (seyrusüluk ile) gereçekleşir. Bu doğum, bir kozmik ben’e ulaşma halidir.
Yine İsmaililiğin Fatimilerden sonra gelen Nizariler (Haşhaşiler), İran’daki Alamut Kalesinde Hasan SABBAH önderliğinde bir suikast devleti kurup Abbasi ve Selçuklu halife ve Sultanlarına ve devlet ileri gelenlerine suikast yapmayı amaç edinmişlerdir. İslam toplumunda halifelik unvanları altında yönetilen Müslümanlar ve dört halifeden sonra gelen halifeler de kendilerine kin, nefret besleyen Kur’an’a yorum farkı getiren, kendilerine karşı cephe alan ve batıniliği benimseyen şia’ya kin ve nefret duyup mücadele etmişlerdir. Bu ayrışma devamlı dış güçler ve İslam düşmanları tarafından bir fırsat olarak zamanımıza kadar değerlendirilmeye çalışılmış. 9. Yüzyıldan sonra mezheplerden çeşit çeşit tarikatlar doğmaya ve fetihlerle yayılmaya, 11. Yüzyılda da Anadolu topraklarına yayılmaya başlamıştır. Bazan bu tarikatlar bulundukları dönemlerdeki yönetimleri kullanmış, bazan da yönetimler bu tarıkatları kullanmıştır. Moğolların zulmü nedeniyle dünyanın her tarafına dağılan Horasan erenleri, sevenleri tarafından adeta ilahlaştırılmıştır. O kadar ileri gidilmiştir ki bu gün bile bir şahsı sahiplenmek için birkaç memlekette türbeleri yapıldığı görülmektedir. Abartılı konuşmalar, üste çıkma çabaları dini konularda olduğu gibi hikaye ve masallarda da tezahür etmiştir. Bir anlayışın evliyası su üzerine gezerken diğerinin evliyası uçmuştur. Bir anlayışın evliyası eşyayı nakletme kerameti göstermişse diğerininki eşyayı yarattığı iddia edilmiştir.vs. İletişim imkansızlıkları nedeniyle mektup şeklinde yazılanlar karşı tarafa, diğer insanlara sıhhatli bir şekilde iletilemediği ortamlar da oluşabilmekte idi. Ayrıca gönderilen yazıların değiştirilmeyeceğine dair de güvence bulunmamakta idi. Anlatılan bir olayın inandırıcı olabilmesi için hayali isimler zikredilerek güven sağlamaya dahi çalışılabilmişti. Ayrıca hayaller neticesinde görülen rüyalar dahi insanların yaşamlarını etkilemek için bir sebep olarak görüldüğü olmuştur. İlimden ve Kur’an’dan uzaklaştıkça, aklın ve mantığın mistik hayatta yeri olmadığını düşündükçe insanoğlunun sinyal alabileceği tek bir hedef kalıyor. O da kendisini konsantre ettiği ve yüceliğine inandığı kişidir. Bir insanın kendisini soyutlayıp böyle bir rehber önüne almışsa ve kendisini ona adapte etmişse artık başka rehberlere kulak veremez olur. Tasavvufçu anlayışa sahip olanlar nezdinde fakihlerin önemi yoktu. Hatta fakihleri ümmetin firavnları olarak görenler dahi vardı. Fakihler nezdinde tasavvufçu anlayışa sahip olmak akla ve mantığa hitap etmediğinden kabul görmüyordu.
Bir insanın önceliklerini belirlemesi şarttır.
Şöyle ki ;
Birinci önceliğinin Yüce Allah’ın yarattığı insana göndermiş olduğu kitabı olan Kur’an-i kerime bakması, Allah’ın kulundan ne istediğini sorması . Hareket ve kriterlerinin buna uygun olup olmadığını sorgulaması. İkincisi; Yüce Allah’ın elçi olarak gönderdiği Peygamberinin bu konularda önem vereceği olmazsa olmaz konumunda olduğunu bilmesi. Üçüncü olarak ümmet içerisinde alim ve fakih olanların içtihatlarına kulak vermeyi bilmesi. İşte Müslümanların bu keşmekeşte söyledikleri, söylemeyipte söyledi denilen, yazmadıkları veya başkaları tarafından yazılanların yazdı diye gösterildiği, fikir, ifadeler, Menkıbeler ve kerametler hakkında yorum ve düşünceler çok farklılık arzetmektedir. Kararı sizler veriniz.
SON SÖZÜM
Dinimiz islam dini, Maturidi yolumuz,
Fakihler hudut çızmış, belli sağ ve solumuz.
İleriye bakarız, önümüzde var Kur’an,
Helak oluruz, ondan uzaklaşırsak bir an.
Allah’tan bir mektuptur, elçisi Muhammed’dir,
Ahkamını bizlere o açıklamış bir bir.
Geçmiş tüm kitapların kaldırmıştır hükmünü,
Kur’an’a göre hüküm verilir mahşer günü.
Altı kez te’kid ile koruma altındadır,
İslam düşmanlarını gelin sayalım bir bir.
Dışardan putperestler, Hırıstiyan, Yahudi,
İslamın ve Kur’an’ın açık düşmanı idi.
İçerden hizipleşen menfaatçı odaklar,
Bu işi getirmişler düşman olmaya kadar.
Mezheplerin ardından türedi tarıkatlar,
Batıl olan olmayan onlarca çeşidi var.
Diyorlar “gel yapalım seni iyi Müslüman”,
Bizden başka Cennet’e kimse gidemez inan.
Cennete doldurmaya herkesi çağırırlar,
Kur’ana bakmayanlar elbette yanlış yapar.
Kitaplara sokulmuş yanlış bilgiler yer yer,
Bir Müslüman bilerek yazmaz böyle bilgiler.
Din adına yapılmış bir çok kitapta gaflar,
Bu kitapta bunlara eleştiri-yorum var.
Kitaplarda fikir var, bilinmez kimin fikri,
Fikriyle insanların ayni olurmuş zikri.
Şahıslara sözüm yok, sıkıntım ifadeler,
Din ile bağdaşmayansöylemler, neler neler..
Yanlış olan sözleri kim sokmuş kitaplara,
İslam ümmeti için bu durum büyük yara.
Yazarlarına ait eğer ise bu sözler,
Moraller çok bozulur, çok üzülürüz bizler.
Ayrıca uydurulan hikayeler, masallar,
İsmine keramet der, önüne gelen sallar.
Değerli bir adamı methedecekler ama,
Düşünmezler uygunmu anlatılan İslam’a.
Kur’an’a ters düşerse anlatılan olaylar,
Bir ard niyet var diye vermek gerekir karar.
Anlatılan olayın eğer varsa değeri ,
Muhakkak ki Kur’an’da onun olmalı yeri.
Eşi benzeri yoktur, Allah’tır ilahımız,
O’nun ilahlığını asla paylaşmayız biz.
Hazreti Muhammed’dir en son peygamberimiz,
Peygamber gelmeyecek, var sağlam haberimiz.
Abuk subuk söylemler, dine kitaba uymaz,
Aklı olan herkese düşünün derim biraz.
Fikir sahiplerinin bilinmeli mazısı,
Tarih okuyan görür, ard niyetli bazısı,
Keramet erbabini ister peygamber sanın,
Benim görüşlerime demiyorum inanın.
Bazı söylemler için hem soru var hem yorum,
Sonucunda kararı sizler verin diyorum.
Kamil HOŞOĞLU 17/04/2013
Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.
Buhârî, Edeb, 57, 58.
Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler.Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, Birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. HUCURAT;11
Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının.Çünkü zannın bir kısmı günahtır.Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.Birbirinizin gıybetini yapmayın.Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İştebundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. HUCURAT ;12
Güzel aynaya aşik, aynalar güzel yüze,
Güzel- çirkin misali benzer gece gündüze.
Yelkenli, rüzgarlardan gitme gücünü alır,
Rüzgarlar esmeyince gemi gidemez, kalır.
Rüzgardan medet umma motorlu bir gemi ol,
Gücünü özünden al, sağlam kat edersin yol.
Arkana alamazsan eğer esen rüzgarı,
Yelkenini ayarla esen rüzgara bari .