KAPANDI GİTTİ ÇAĞI / K.HOŞOĞLU

                                                 

GEL GÜLÜM / K.HOŞOĞLU
KAPANDI BİTTİ ÇAĞI / K.HOŞOĞLU
ESKİ KÖYLERİMİZ / K.HOŞOĞLU
GEL UMREYE GİDELİM / K.HOŞOĞLU
İHRAM SANA YAKIŞIYOR/ K.HOŞOĞLU
BEYTİNE GELDİM / H.KETANCI
BİR ANNEYİM BEN /K.HOŞOĞLU
Prof.Dr.H.Kamil YILMAZ Bey’e./K.H.
ZİKRİN SALAVATIN OLSUN/K.H.
LEBBEYK DEYİP GELDİM / K.HOŞOĞLU
GÜNEŞTEPE KÖYÜMÜZ / K.HOŞOĞLU
BİR KULUN YAKARIŞI / K.HOŞOĞLU
Z A M A N A B I R A K / K.HOŞOĞLU
H A T I R L A D Ü Ş Ü N / K.HOŞOĞLU
A H Ş U İ H T İ Y A R L I K/K.H.
Z A M A N I T U T M A K / K.HOŞOĞLU
YAPMA YAVRUM/K.HOŞOĞLU
ÖĞREN DOSTUM / K.HOŞOĞLU
G A Rİ P OLDUK / K.HOŞOĞLU
ŞÜKRET DOSTUM / K. HOŞOĞLU
YAZIKLAR OLSUN / K.HOŞOĞLU
GÜN DOĞMADAN NELER DOĞAR./K.H.
BURDUR ASKERLİK ANILARI /K.H.

 

HARPUT HATIRALARI / K.HOŞOĞLU
HAC YOLCULUĞU HATIRALARI / K.H.

 

MUHAMMED–UL EMİN /K.H.
C E N N E T R İ Z E ’M / K.HOŞOĞLU
K A D I N L A R I M I Z/ K.HOŞOĞLU
2003 Yılı Hac Görevi Hatıraları/ K.H.
Y A Ş E L L İ Y İ G E Ç İ N C E/K.H.
Gönüller Sultanı Muhammed Mustafa

 

Yaz /M.SÖZEN

 

Güneysu Sel Felaketi Destanı/K.H.
Çayeli Sel Felaketi Destanı/K.HOŞOĞLU

 

MABEDİM / K. HOŞOĞLU
MÜRİDİM OLURMUSUN/ K. HOŞOĞLU

 

MÜRİDİ BEN NEYLEYİM/ K.HOŞOĞLU
Ben Seni Arıyorum/ K.HOŞOĞLU

 

Ne Zannettin Uşağum

 

Yola Gel Gafil Münafık/ K.HOŞOĞLU

    

Y A R A B / K.HOŞOĞLU

 

BİR TARİKAT KURSAM MI ?
Hamdi FURTUNA Bey'e
Filimlerle filim

 

Montaj Dublaj ve Şantaj

  

Prof.Dr.Mehmet GÖRMEZ Hocama
Ya Muhammed Canlar canım
Sayın Prof.Dr Ahmet YAMAN Bey’e

Ana Sayfa

BURDUR ASKERLİK ANILARI /K.H.

 

Askere gidişini düşünme sen bu kadar,
Gün gelir çağrılırsın, onun da zamanı var.

Bir temmuz seksen bir de askersin dediler sen,
Ayrılıp gidemezdik dostlarla görüşmeden.

Bir kaç gün önce çıktım dostlarla görüşmeye,
Zannediyordum sanki gidiyorum ölmeye.

Yirmi dokuz Haziran komşularla görüştük,
Otuz Haziran günü arkadaşlar buluştuk.

Yine aynı gün idi aldık sülüsümüzü,
Beşe kadar yaşadık neşeli günümüzü.

 Sabahleyin görüştüm muhterem babam ile,
 Şu akan göz yaşımı acaba kimler sile.

Görüştük ev halkıyla ayrı ayrı sarıldık,
Yıkılmış gönül ile köyümüzden ayrıldık.

Caminin kapısından dönüp baktım camiye,
Sanki gidiyordum ben camiyi beklemeye.

O ayrılık çok acı yüreğimi dağladı,
Köyümden ayırarak gurbetlere bağladı.

Tutuşmaya başladı kalbimdeki serinler,
 Uğurluyordu bizi arkada kalan günler.

Sokakta dolaştığım halimi Allah bilir,
Gönlümdeki umutlar sıra sıra yıkılır.

Saat beşe gelince görüştük dostlar ile,
Hani getirmeseydim oğlum Hikmet’i bile.

Kardeşim Kerim camdan dikti onu karşıma,
Bir balyoz indirdiler sanki o an başıma.
           
Serseme dönmüş idim bir şey söyleyemedim,
Dilim ağızım da döndü elveda diyemedim.

Oturduk arabaya dostlar altından bakar,
Bu uzun ayrılıklar nice yürekler yakar.

Arabamız kalkarken dostlar el sallıyordu,
Ailem işaretle tez haber yaz diyordu.

El işaretleriyle dostlar eder elveda,
Bir şey göremiyordum o kararan dünyada.

Arkada kalmış idi Abdullah ile Hikmet,
Sabredilir isen bu ayrılığa sabret.

Arabamız ayrıldı Rize topraklarından,
Alậkamız kesildi dostların diyarından.

Arabanın içinde uyku tutmaz gözüme,
Ayrılığın ateşi düşmüş idi özüme.

Dertlerle yoğrulurken ulaştık Ankara’ya,
Sonra aktarma olduk bir başka arabaya.

Ankara’dan yollandık girdik Burdur yoluna,
Ey soğuk yüzlü Burdur tut garibin koluna.

Yedi saat üstüne Burdur’a çıktık akşam,
İlk bakışta anladık sonumuzdur perişan.

Rize’den Burdur’a var tam bir günlük uzaklık,
En büyük özelliği kırk derece sıcaklık.
   
Gelip çıktık garaja çantalar elimizde,
Ölüm yerine doğru koyulduk yolumuza.

Ulaştık bir otele ismi Doğan oteli,
Çok zaman geçmiş idi ümidimiz biteli.

Kimse tanımıyorduk yabancılar diyarı,
Teslim olmamız için gittik kestik saçları.

Aynaya baktığımda kendimi tanımadım,
Esas şeklim kaybolup yalnız kalmıştı adım.

Saçlarım kesilince anladım oldum asker,
İnsanı değiştiren bu yer ne biçim bir yer,

En önemli mesele ayrı kalmaktı yardan,
Kafam kabak olunca utandım duvarlardan.

Akşam yattım otele bir çadır geldi bana,
Öyle dalmış idim ki kalkamadım ezana.

Daha birinci günde nefret etmiştim sudan,
Saat altı olunca ancak kalktım uykudan.

Bu garibi atmışlar Burdur’un ortasına,
Sabah kahvaltı yaptım Şehir lokantasına.

Arkadaşlar gezmeye Antalya’ya gitmişti,
Yalnız kalmıştım diye ümitlerim bitmişti.

Bir anda karar verdim teslim olayım dedim,
Burdur’u bir dolaştım cesaret edemedim.

Hava çok sıcak idi güneşten yanıyordum,
Sokaklarda gezerken esirim sanıyordum.

Vardım gittim otele bulamadım arkadaş,
Aldım çantayı ele yollandım yavaş yavaş.

Bu karar nasıl karar nereye gidiyorum,
Ayrılık ve yalnızlık eriyip bitiyorum.

Sora sora ulaştım askerlik şubesine,
İmzalattım dosyamı dünyam döndü tersine.

O gün ulaşmış idik çok sıcak Temmuz aya,
Yalnızlık içerisinde vardım gittim Tugaya.

          58.Topçu Tugay’ına teslim oluşum

On beş dakka yürüyüp Tugayı da bulmuştum,
Kapısından girince sanki esir olmuştum.

İlk defa geliyordu kısa devre askerler,
Birde baktım kurulmuş kaydolmak için yerler.

Bu günden itibaren Kamil günleri saya,
Merkez görevlileri koydu bizi sıraya.

Tüm kayıt yerlerine askerler dizi dizi,
Gelince bize sıra kayıt ettiler bizi.

Yerimi söylediler geldiğinde sırası,
Hafif Topçu Taburu ikinci bataryası.

Kaydını yaptıranlar gidiyordu ileri,
Gösterdiler elbise giyilecek yerleri.

Aldık çantayı girdik giyinme odasına,
Çamaşır değişmeye geçtik bez arkasına.

Çıkardık üstümüzden sivil elbiseleri,
Allah gösterir bize dedik daha neleri.

Pantolonun paçası sürükledi yerleri,
Çok sert gelmişti bana  asker elbiseleri.

Elbiseyi giyindik yüklendik de torbayı,
Dedik bir akşam olsa gidip içsek çorbayı.

Giyindik elbiseyi çıktık durduk meydana,
Üzerime bakınca bir gülmek geldi bana.

Tamamen değişmiştim başka olmuştu içim,
Dedim kendi kendime bu askerlik ne biçim.

Hey gidi koca Rize attın bizi gurbete,
Dört ayı doldurursam geleceğim elbette.

Ey mezardaki anam senin gibidir halim,
Eşimi düşünmeye kalmamıştı mecalim.

Moralim sıfır oldu sanki mum gibi söndüm,
Memleketi unutup kendi derdime döndüm.

Nasıl ayrılacaktık acaba bu birlikten,
Teskere kurtaracak bizi bu gariplikten.

Ayrıldık eş çocuktan gönlüm oldu virane,
Onların hasretinden olacağım divane.

Gittik yemekhaneye yemek de kalmamıştı,
Koğuşta gece uyku gözüme gelmemişti.

Uzandım yatağıma bitkinlik içersine,
Anladım yaşayışım şimdi döndü tersine.

İster istemez nefsim bu garipliğe kandı,
Memleketin hayalı gözlerimde canlandı.

Hasretlik kokuyordu bu askerin nefesi,
Gözümden okunurdu Rize’nin her zerresi.

Uykum gelmişti bana duruyorum ayakta,
Uyandım duruyorum bir yabancı yatakta.

Sivil elbiseleri depoya teslim ettik,
Hazırlanan senede imzamızı da attık.

Hem oruç tutuyorduk mübarek denen aya,
Birkaç gün sonra bizi verdiler barakaya.

Barakanın bir derdi tuvaletle su yoktu,
İkinci bir mesele gece sıcaklık çoktu.

Allah muhakkak korur kolaylık isteyeni,
Yedi Temmuz Yüzbaşım tatlıcı yaptı beni.

Ay dokuz doktor geldi muayene etmeye,
Ayın onuncu günü çıktık hep viziteye,

Yine aynı gün idi kuşandık tüfekleri,
Asker diye Kamil’in vardı orduda yeri.

Tesisat kuşanınca benzedik biz askere,
Devletin yemeğini yemiyoruz boş yere.

                     Revire çıkış

Her gün başa geleni yaz hey dertli Kamil yaz,
Doktor raporu vermiş spora katılamaz.

Yüzbaşımız sizleri boş gezdiremem dedi,
Koğuş temizliğini bizlere görev verdi.

Garip kalan dertlinin bu da oldu bir derdi,
Dokuzda iştimaya  katılma emri verdi.

 Avanta sayılırdı saat dokuza kadar,
 Spor yapamıyordum çünkü tansiyonum var.

Üzüntülü günlerim art  arda geliyordu,
Ümitlerim her zaman buz gibi eriyordu.

          Mektuplar ve ziyaretçiler

Bu ne derttir Allah’ım dertlerim dizi dizi,
Ziyaretçi parkından kimse çağırmaz bizi.

Hoparlör bağırınca kalp heyecanla vurur,
İsmi çağrılmayanlar şok olmuş gibi durur.

Böyle yaşamaktansa daha iyiydi ölmek,
Bir ümit daha vardı evinden mektup gelmek.

Bir yığın mektup gelir yüksek yerden okunur,
Mektubum vardır diye herkes öne sökülür.

Mektuplar okunurken herkes heyecanlanır,
Herkesin hayalinde memleketi canlanır.

Mektupları duyanlar ta uzaklardan koşar,
İsimleri okunan bayram havası yaşar.

Bazılarının çarpar heyecanla kalpleri,
Son mektup okunmadan yine gitmezle geri.

Mektubu gelenlerin hepsinde sevinç ,sürür,
Mektubu olmayanlar  başları asık durur.

Biraz daha sıklaşır gariplik kokan nefes,
Mektupsuzların sanki evinde ölmüş herkes.

                Askerdeki komutlar

Askerlikte bir şey var her şeyin yasağı var,
Herkese geniş gelen bizlere geliyor dar.

Bir türlü uyamadık askerlik havasına,
Bir çok şey doldurmuşlar askerin kafasına,

Birincisi “Koğuş kalk” sabahleyin çağrılır,
On Dakka da giyinen koğuşundan ayrılır.

Yemekhane önünde hemen toplanır herkes,
Afiyet olsun denir ve “Sağ ol” diye bir ses.

Herkes tek sıra olup yavaş girer içeri,
Bilirler kendisine tayin edilen yeri.

Yemek yiyecek olan manga manga oturur,
Komutu duymak için herkes sessizce durur.

Biraz sonra yükselir “Ayağa kalk” diye ses,
Ayağa kalkılınca kepi çıkarır herkes.

“Dikkat” “Afiyet Olsun” diye komut çekilir,
 Yüksek sesle bir “Sağ ol”  ve yemeğe geçilir.

Sırayla masalara dağılır karavana,
Yemeği dağıtanlar sanki olmuşlar ana.

Yiyenler tabak kaşık çıkarır teker teker,
Artığı olan varsa çöp kutusuna döker.

Dışarda sıra olur yemeğini yiyenler,
Hemen gelir “Kol uzat, Hizaya bak” diyenler.

İntizamlı yürünür eğitim alanına,
“On dakka istirahat” çay ocağı yanına.

Eğitim alanına  istikamet denir” Marş,”
“Dirsek teması al”,” Kol uzat” Sıra yanaş”.

“Çapraz tutuş” yaprak koş eğitim yerine,
Herkes eğitim için tek sıra olur yine.

“Hazır ol”  ile “ Rahat”, “ Hizaya bak”, “Kol uzat,”
“Tüfek bırak Tüfek al”, “Diz çök” ve “Kalk yat,”

“Tüfek omza”, “Selam dur”,ardından  “Esas duruş,”
“Tüfek as”,” Tüfek çıkar”, bunlarda basit bir iş.

“Süngü tak”, “Süngü çıkar”, koşarak ve yatarak,
Sonra “Hazır ol,” Rahat,” yandan hıza bakarak.

Tüfeğe hakimiyet faktörleri görülür, 
Nişanda beklemekten kollarımız yorulur.

Yapılan eğitimde hemen herkes yorulur,
Elli dakka üstüne düdük sesi vurulur.

Düdük sesi gelince düdüğe döner herkes,
Hiçbir ağızdan çıkmaz ne bir çıt, ne de bir ses.

“İstikamet anfıya”, ya eğitim alanı,
Koşulur herkes yutar tozu ile dumanı.

Dinlenmeye dinlenme, devama devam denir,
İstirahat anında çay içip börek yenir.

Bıktık usandık artık kelimeler hep aynı.
Hiçbir şey bahsedilmez sayılı günden gayrı.

Haftada bir dört saat gez Burdur’un içine,
Kara listede varsan çıkamazsın izine.

Çok fazladır diyorlar askerlik marifeti,
Yalnız öğreniyoruz sabır ile sebatı.

Torpil rütbe geçersiz esas alınır kıdem,
Askerde aslanları  kediye yaparlar yem.

Kafa kaldıramazsın derhal tokmaklar iner,
Sıkı disiplin vardır, bu çark böylece döner.

 Bu kurallar sindirir askerliğe geleni,
 Ay otuz perşembeydi yaptık yemin töreni.

       Ramazan Bayramı iznine çıkış

Yüzbaşı, beş gün izin var dedi tüm Tugaya,
Herkes heyecan ile zıplıyordu havaya.

Baktık ki dizi dizi Tugayda arabalar,
Herkesi sarmış idi çok neşeli havalar.

Bir buçuk biletiyle dokuz buçukta bindim,
Ayakta Ankara’ya sabah beşlerde indim.

İki dolmuş değişip ulaştım ana yola,
Duayla diliyordum sonumuz hayır ola.

Baş başa kalmış idi Kamil kendi derdiyle,
Derhal Samsun’a bindim Ulusoy şirketiyle.

Samsun’dan Rize’ye var derhal Bafra seyahat,
Bir bilet aldım bindim canım eyledi rahat.

Akşam dokuz otuzdu ancak Rize’ye vardım, 
Köyümdeki evime çıkmak idi son derdim.

Allah’tan gitmiyordu benim işlerim aksı,
Salarha durağından hemen tuttum bir taksi.

Büyük bir sevinç ile yollandım Salarha’ya,
Oradan çıktım köye çok güzel bir havaya.

Saat gece on iki uyku geldi bana vız
 Sabah ezan selậyla yaptım köylüye sürpriz.

Kıldık bayram namazı, komşularla görüştük,
Yıllarca hasret gibi muhabbetle buluştuk.

Bayramın üç gününü ben evimde geçirdim,
Salı saat on çeyrek olunca yola girdim.

Gerçekten acıdır bu, ikinci ayrılık var,
Arabamız götürdü bizi Afyon’a kadar.

Burdur yolu boyunca üç kez araç değiştik,
On kırk beş de Tugay’a koşa koşa yetiştik.

Asker elbisesini değiştik sivillerle,
Yine buluşmuş olduk bize hasret bu yerle,

Eğitimlerle devam yine aynı şekilde,
Yirmi beş eylül terhis dolaşıyordu dilde.

İzinden döner dönmez yeni ümit besledik,
Eğer gerçekleşirse adağımız var dedik.

              Mutfak görev nöbeti

On üç Ağustos geldi bize mutfak görevi,
Çalışır ve hayalde canlandırırız evi.

Mutfağa gitmek için hemen girdik sıraya,
Gider gitmez koyulduk bizler et taşımaya.

Etler çok büyük idi nedirler hayret ettik,
Bir kalçaya beş kişi kancayla gayret ettik,

Önce güzel oturup ayıkladık soğanı,
Sonra indirip tarttık kamyondan patlıcanı.

Tüm malzemeler indi taşındılar mutfağa,
Akşamdan seksen kişi başladık çalışmaya.

Bir tondu patlıcan ve doğranan domatesler,
Fasulyesi nohutu seçmeye adam ister.

Şeftali salatalık doğranıp hallolacak,
İyice ayıklanıp kazanlara dolacak.

Kesmez bıçak baltayla doğranır mı bir ton et,
Odundan çok zor idi buz kesilmişti elbet.
      
Gece dörtte bitirdik ancak görevimizi,
Uykusuzluk yorgunluk mahv eylemişti bizi.

Ertesi gün Cumada ayni göreve gittik,
Önceki gün yapılan her şeyi tekrar ettik.

Bizde tatmış olduyduk mutfağın zahmetini,
O zamanda anladık hanımın kıymetini.

Yemekhane görevi gelmişti ertesi gün,
Herkes çarşıya çıktı biz bakıyorduk üzgün.

Hiç itibar yok idi hem tahsile hem yaşa,
Bunca çekilen zahmet otuz lira maaşa.

Gittikçe düzeliyor bizi sıkan havalar,
Yakayı bırakmıyor artarda iştimalar.

Sabah öğle iştima, hem tekmil verilecek,
Önden hizaya bakıp sıraya girilecek.

Akşamın iştiması bizi yormaya yeter,
Ayakta beklemesi eğitimden de beter.

Saatlerce durulur iştima alanına,
Halsız durmak yakışmaz askerliğin şanına.

En sonunda yapılır geçiş için bir tören,
Bizi asker zanneder bu halimizi gören.

Törenler dersler bitti yalnız kaldı nöbetler,
Nöbetler olmasaydı bu vatanı kim bekler.

Nöbet çizelgesinde herkes ismini bakar,
Akşamdan tıraşını boya işini yapar.

Akşam çamaşırını herkes çeşmede yıkar,
Kurutmak için gece karyolasına asar.

Haftada bir takıma gelir banyo sırası,
Herkes siler üstünden bir haftalık kir pası.

Bir kat elbisen vardır yıka istirahatta,
Islak ıslak giyersin, kuruyor bir saatte.

Saatte bir yapılır gölgede istirahat,
Uyumaya yarıyor gölge dersi üç saat.

Çavuşlar komutlarla oturturlar takımı,
Her akşam beş kırk beşte olur tüfek bakımı.

Yarına ulaşınca unutuyoruz dünü,
Çarşamba toplu görüş, Cuma bakım günü.

Sabah öğle boş vaktin varsa git gölgede yat,
Eğer mıntıkan varsa halin olmuştur berbat.

Günlük ihtiyacından lazımsa  ıvır zıvır,
Hiç bekleme kanıtının önünde kuyruğa gir.

En uzun beklemesi sürer kırk dakka kadar,
Şükürler olsun yine aradığın her şey var.

Tuvalet kantin suda adet kuyruk beklemek,
Üzülmeye gerek yok bu da askerlik demek.

Askerliktir arkadaş işlerin doğru gitmez,
Kafaya takar isen senin askerlik bitmez.

Rahat bırakmaz seni ızdıraplar gezer kol,
Hiçbir şeye aldırma dertlerle arkadaş ol.

Asker isen arkadaş halden şikayet yoktur,
Saymamızı istersen sayılacaklar çoktur.

Herkes kendi kendini eder durur teselli,
Durumlar yine aynı akıbetimiz belli.

Çekmeyen adam olmaz askerliğin derdini,
Şeytan bile bilmiyor askerliğin fendini.

Cezasız geçen zaman senin için bir kārdır,
Tanka topa tüfeğe her şeye ceza vardır.

                  Gece dersleri

Birazda bahsedelim şu gece derslerinden,
Çarşamba akşamında kalbim çıkar yerinden.

Akşama dek eğitim, akşam da gece dersi,
Sızılatır dizleri, usandırır herkesi.

Gündüzün tam tersidir ,yavaş adım atarsın,
Aksıracağın zaman hep ağzını tutarsın,

Bu eğitim öyle ki ne sigara ne bir ses,
Çok ciddi bir derstir bu, gölge gibidir herkes.

Bu eğitim her hafta Çarşamba akşamı var,
Akşam sekiz buçuktan saat on bire kadar.

                   Atış günleri

Hele bir atışlar var pazartesi günleri,
Gideriz hatırlarız Rize’de düğünleri.

Pazartesi öğleye gidiyoruz atışa,
Malzeme taşıyanlar sanki gider satışa.

O günün zahmetini yalnızca Allah bilir,
Atışa giden herkes sıra sıra dizilir.

Kimi atışa gider kimi eğitim yapar,
Burda eğitim zevkli, yatma sürünmesi var.

Atışa giden herkes kapılır heyecana,
Tüfek ayarlı değil vurulur karavana.

Baktın hedeften kalkan atmayana numara,
Yazıcı başka yazar olur daha madara.

Beşte herkes toplanır gelir atış yerinden,
Köprüyü geçen herkes bir oh çeker derinden.

Sıcaktan çekilirdi eğitimde çok zahmet,
Ancak dokuz Eylülde yağdı Burdur’a rahmet.

Yağmurdan ıslananlar hep üşümeye durdu,
Bu da rahmet sayılmaz iyi ki kısa sürdü.

                      Denetleme

On altı eylül günü çarşamba denetleme,
Çok sıkı eğitimle gerekiyor bekleme.

Geldi Çarşamba günü olduk yeniden asker,
Eğitimler çok canlı, yükselmiş idi sesler.

Denetlemesi vardır tümen komutanının,
Mıntıkası yapıldı Tugay’ın her yanının.

Her taraf pırıl pırıl, bu ne biçim bir iştir,
Yapılanların hepsi tamamen gösteriştir.

Öğleye dek herkese tek tek görev verildi,
Nevresim  karyolaya, yastığa ip gerildi.

Yemekhane manzara, hıza da bardak tabak,
Yerlerin  masaların temizliğine bir bak.

Bize hiç uğramadı teğet geçti komutan,
Ayni hükümde kaldı çalışan ile yatan.

                     Yemekler faslı

Şimdiye dek bahsettik gördüğümüz her yerden,
Birazda bahsedelim yenilen yemeklerden.

Acıktığımız zaman yemek istiyordu can,
Tugay’a girilince karşıladı patlıcan.

Bizleri ilk görünce yanaştı yavaş yavaş,
Dedi dört ay sizinle olacağım arkadaş.

Bu ne biçim yaratık derisi de lacivert,
Daha ilk günde bize bakışları geldi sert.

Dedi çok sevdim sizi bırakamam sizleri,
Çıkmaz hatırınızdan bu dostluğun izleri.

Biz kafa sallıyorduk bizi nerden tanıyor,
Bize dost olduğunu ne cesaretle diyor.

Meğerse doğru idi, bu askere arkadaş,
Ezelden beri vardır mutfaklarda demirbaş.

Büyük bir saygınlıkla mutfakta vardır yeri,
Muhakkak ki uğurlar terhis olan her eri.

 Baktık arkadan geldi dört kişi daha yine,
 Alttan alttan gülerek hepsi kendi kendine.

Biri dedi bizlere yanaş arkadaş yanaş,
Hiç korkmayın ürkmeyin olacağız arkadaş.

Bir tanesi bakıyor bizlere duru duru,
Benzetmeye uğradık, meğerse idi kuru.

Dedi ki gördüğünüz şu asker dostu var ya,
Burda ismi değişti, sivildeydi kanarya.

Siz beni ararsanız ben mutfaklarda varım,
Gelmenize lüzum yok üç günde bir uğrarım.

Nazlı nazlı gülüşle bize iltifat etti,
Bu sıcak samimiyet dostluğumuza yetti.

O da aynı söyledi bizler Tugay’da varız,
Terhis olan her eri beraber uğurlarız.

Söz sırası alıyor bu arkadaşlar tek tek,
Birde baktık ki çıktı karşımıza mercimek.

O da başladı söze alttan alttan gülerek,
Çünkü onu yiyenin dişleri sağlam gerek.

Hiç de çaktırmıyordu kendini methediyor,
Benim gibi arkadaş bu Tugay’da yok diyor.

İnanmayız arkadaş gözünden aksa yaşın,
Dört ayda bir ev yapar içinden çıkan taşın.

İyi geçineceğiz nede olsa mercimek,
Kısa bir zaman için dostluk bozmamak gerek.
           
Paça sıyırdı geldi birde baktık ki nohut,
Hemen söze başladı, dostum pilậv la yoğurt.

Dedi kaba sanmayın, vücudum değil ince,
Güldüreceğim sizi tavuk ile gelince.

Arkasından da geldi zibidi küskün pulgur,
Suratı parça parça güldürebilsen güldür.

Hem hoş geldiniz dedi dört aylık arkadaşlar,
Kafasını eğerek masumca söze başlar.

Dedi benimle olur mercimekle iyi aş,
Çok nefis hoşaf ile yenirim yavaş yavaş.

Aynen mercimek gibi dedik sende de var taş,
Yoksa mercimek ile bur da sen misin kardeş?

Dedi görüşeceğiz dört ayda beraberiz,
Biz de dedik  üzülme, taşsız yerinden yeriz.

Uzaktan biri diyor ben de varım elbette,
Yuvarlanarak geldi patates de sohbete.

Makarna ile yoğurt bize el sallıyordu,
Bizde mevcutlardanız unutmayın diyordu.

Yiyecekler hakkında uzatayım sözümü,
Unutmamak lazımdır kavun  karpuz  üzümü.

Yemekler hep iyidir hele yoğurtla ayran,
Bir de helva çıkarsa dayan kaşığa dayan.

Piyaz da iyi dosttur onu yabana atma,
Çok güldürüyor bizi haftada bir kızartma.

Askerler hep  ağzının tadını iyi bilir,
Hele tavuk çıkınca gözümüz dört açılır.

Karavanadan Yiyen elbette düşmez zayıf,
Unutmaz bize uğrar yeminlerde kadayıf.

Sabahları çıkıyor yemeklerin alası,
Ağabey yerindedir sabah pulgur çorbası.

Sabah çorbaları var pirinç, yayla, mercimek,
Esas bir duruş ile saygı göstermek gerek.

Bazı  kahvaltılarda var işkembe çorbası,
Kolların kuvvetliyse üç kere doldur tası.

Unutulan var ise hepsini de tek tek say,
Bazen de çıkabilir bir yumurta iki pay.

Yarım bardak çay için gerekiyor beklemek,
Yirmi gram peynirle gelir bir çeyrek ekmek.

Dört aylık askerlerde ekseri para boldur,
Eksik kalan mideni börek tatlıyla doldur.

Müslümanlar nimetin azına da şükreder,
İktisadı bilenlere  kanaat etmek yeter.

Artık nankör davranma nimetlere bu kadar,
Dünyada her saniye açlıktan ölenler var.

Yemeğin hasretiyle varsa matemin yasın,
Karavana düdüğü kulağında çınlasın.

           58.Topçu Tugay’ının konumu

Kulaklarımda çınlar komut düdük sesleri,
Unutulmayacaktır fırtınalı çöl yeri.

Ne ile temizleriz şu kulaklardaki pası,
Yirmi yedi eylül’de oldu kum fırtınası.

Bu fırtına öyle ki  çöpler göle taşındı,
Tanınmaz yaptı bizi , öcünü aldı dindi.

Şu Burdur’un dağları bembeyaz bir yığın toz,
Yerinde olur etsek bu dağlardan birkaç söz.

Tugay’ın göl yanında bir kısım yeşil bağlar,
Üst yanında çevrili sanki aydaki dağlar.

Gece ışık yansırlar aydaki dağlar gibi,
Hemen düze açılır bütün dağların dibi.

Bu sevimsiz dağlara bakmak bir nevi zahmet,
Ne bir yeşillik çıkar ne gökten iner rahmet.

Birinde yeşillik yok hepsi ayni kupkuru,
Yalnız tugayı değil kuşatmışlar Burdur’u.

Terhis olursan dahi bu dağları iyi bil,
Bir dağda Atatürk var, bir dağda yüzüncü yıl.

                Top atışları

Yirmi iki- yirmi üç eylül var top atışı,
Seyretmeye gidince baktık arazı işi.

Her top karşıki dağda kendine hedef seçti,
Dağıldık araziye günümüz iyi geçti.

Bu sıra dağlar için sağlamdırlar diyorlar,
Bunca top atılıyor yine yıkılmıyorlar.

Hiç gelmek bilmiyordu ümidimizin sonu,
Sabah erken patladı yirmi beşin balonu.

Yine ümit besledik bayramdan öncesine,
İnşallah rastlamayız balonun incesine.

Bu balon iyi balon hepimiz ümit varız,
Eğer gerçek çıkarsa iki bayram yaparız.

Askerlik düğümünün bağları çözülüyor,
Balonlar sıklaşınca moraller bozuluyor.

Erken terhis olmazsa yirmi bir gün daha var,
Askerliğe alıştık sabrederiz o kadar.
  
             Askerlerin ahvali

Şöyle Tugay’ı bir gez asker ahvalini gör,
Günler nasıl geçiyor bir de dertlerini sor.

Askerlik öyle şey ki insanı şekle sokar,
Asker olanlar için her taraf gurbet kokar.

Kiminin derdi hanım, kiminin derdi para,
Kiminin hali sanki yeni kanayan yara.

Kimi özlem çekiyor, kiminin bağrı taşlı,
Kimi yolları gözler daima gözler yaşlı.

Kimi yavruyu özler, kimi de anasını,
Kimi indirmiş durur dizine kafasını.

Kimi mektup yazıyor dizinin üzerine,
Sanki kavuşmayacak yaş inmiş gözlerine.

Kimi kıvrılıp yatmış bir hendek kenarına,
Kimisi dalmış gider deryanın sularına.

Kimisi zaman zaman bir oh çeker derinden,
Her an şikayet eder o bedbaht kaderinden.

Kimisi şikayetçi kendi komutanından,
Kimisi bir virane bezmiş durur canından.

Kimi fırsat bulunca hemen olur arazı,
Kimi gönüllü işte çukur kazmaya razı.

Kiminin ayakları doğru durmaktan şişer,
Uzun müddet durmaktan kimi bayılıp düşer.

Kimi kendini bilmez mazlum görünen zalim,
Kimi cahil görünür kimi kesilir alim.

Kimi sarhoş gibidir dar gelir ona yollar,
Kimisi refleks olmuş her an komutan kollar.

Kimi istemeyerek yolda nizami yürür,
Kimi arkadaşıyla esas duruşta durur.

Kimisi güler bilmez ne için güldüğünü,
Kimisi de moralsiz geçirir bütün günü.

Şaşkınından çok değil bu askerde ayıklar,
Kimi gece uykuda bazı şeyler sayıklar.

Kimi istirahatta nefes nefese solur,
Kimi bir bardak çayı çeker kafayı bulur.

Kimi yalnız köşede oturur yavaş yavaş,
Hem cebinden çıkarır dumanlı bir arkadaş.

Asılır sigaraya görür memleketini,
Kimi arkadaşına ağlar durur derdini.

Kimisi bir şey arar boğazına sokmaya,
Kimine sinek konar sanki durmuş kokmaya.

Herkes askerim diyor göğsünü gere gere,
Kimi vatan yerine bekler durur teskere.

Herkesi şartlandıran bu ne biçim bir diyar,
Yürüyüş kararını kumrular dahi sayar.

Havalar sıcaksa da askerde durgunluk çok,
Garip olan askerde seven ve sevilen yok.

                 Tugayın manzarası

Her taraf gül gülistan yoktur ismini anan,
Güllerden, çiçeklerden görmedim duygulanan.

Güllere bakan herkes bir an zevke dalarlar,
Tugay’da çiçek  güller  boşa açıp solarlar.

Tugay’ın ağaçları meyvesizdir ekseri,
 Meyveli sayılıyor yalnızca iğdeleri.

Askerin ekserisi yeşile hasret çeken,
Bir çok ağaçta vardır askere karşı diken.

Yeşiller zevk yerine askere dert veriyor,
Tüm ağaçların altı mıntıkaya giriyor.

Ağaçları bir gölge boşa ötüşür kuşlar,
Taşıyla toprağıyla askere düşman diyar.

Biz sana misafiriz sen bizden kurtulursun,
Taşından toprağından duygulanan bulursun.

Hafif iki batarya küskünsün bize, niçin ?
Üç Ekim imza attık ilişki kesmek için.

Dört Ekim imza attık izin kağıtlarına,
İpe asılıyorduk bir ulaşsak yarına.

Olmuştu ayın beşi öğleye dek bir şey yok,
Ümit kesmeyenlerden morali bozulan çok.

Beş Ekim Pazartesi bir ay kadar uzadı,
Moralsızlıktan gitti tüm yemeklerin tadı.

Sanki sarhoş olmuştu balona inananlar,
İki gün izin vardır diyordu komutanlar.

Ayrılık acı geldi bu kurban bayramında,
Keşke herkes olsaydı kurbanının yanında.

Beklemek çok zor ama akşamı bekleyelim,
Akıbetimiz için hep hayır dileyelim.

Öğleyin iştimada aldık fırça düzeni,
Kaydettiler bayramda evlerine gideni.

Ümitlenenler için bu çok kötü karardı,
Erken terhis var diye hala ümidim vardı.

Hala ümit beslemek değildi akıl işi,
Beşte izine çıktı bataryadan dört kişi.

Askerler razı idi iki gün izne bile,
Bu giden dört arkadaş gitti altı gün ile.

Balon havalarıyla boğaza kadar dolduk,
Arkadaşları sivil görünce fena olduk.

Söylenenler kesinde ümitlerimiz bitti,
Bataryanın yarısı iki gün izne gitti.

Çarşamba saat onda terk ettiler Tugay’ı,
Bizde dedik yatarak düzeltiriz kafayı.

Halimiz perişandı eden yoktu teselli,
Bayramı hüzün ile geçireceğiz belli.

Banyo yapmak serbestti çıkaracaktık tadı,
Gittik banyo yapmaya baktık yangın başladı.

Moral bozuk olunca işler gider tersine,
Yangın çıkmış mutfağın kazan dairesine.

İtfaiye yangını kırk dakkada söndürdü,
Yangını duyan herkes gelip seyire durdu.

Günümüz böyle geçti arefe değil sanki,
Evimdeki o günüm yaptı zihnimde yankı.

                Askerde Kurban Bayramı

Bir akşam olmuş ama bayram akşamı değil,
Ayrı kalmayan gönlüm ayrılık tadını bil.

Cenaze beklemekten yorgunmuş gibi yattım,
En büyük ızdırabı sandım bu akşam tattım.

Bir güneş doğmuş sabah değil bayram güneşi,
Herkesin hayalinde hasretlik çeken eşi.

Loş ışığıyla güneş hüzün yağdırıyordu,
Sanki dertli olana düşmanım ben diyordu.

Güneşin ışınları gözümüzde mor pembe,
Hatırlatıyor bize bu gün bayram Perşembe.

Sabah uçaksavarda kıldık bayram namazı,
İnşallah kılanlardan Allah olmuştur razı.

Eş, dosttan ayrı kalan garibanlar neylesin,
Aklımız memlekette Allah kabul eylesin.

O kadar cemaatte neşelenen yok idi,
Namaza gelmeyenler gelenlerden çok idi.

Eşsiz dostsuz bir bayram acep neye yarardı,
Namaz bittiği zaman bir an gözüm karardı.

Namazdan çıkar çıkmaz  hep arkadaş gözledik,
Gözümüzün yaşını bir an olsun gizledik.

Bayramlaşmamız için alanda bir dolaştık,
Yakın arkadaşlarla sarılıp kucaklaştık.

Elbiseler hep aynı, boyları sanki eşit,
Moralimiz bozuktu görememiştik çeşit.

Serseme dönmüş idik halimizden kim anlar,
Az sonra görüşmeye gelecek komutanlar.

Böyle şeyler hep vardır askerin kaderine,
Taburlar sıra oldu alandaki yerine.

Moral bozukluğundan tansiyonumuz düştü,
Asteğmenle üsteğmen askerlerle görüştü.

Alanda erden başka komutanlar mevcuttu,
Tüm dostların yerini bu komutanlar tuttu.

Gönlümüzde yok idi ne arzu nede emel,
Konuşma yapacaktı Tuğgeneral ÇETİNEL

Diğer komutanlarla o da gelip konuştu,
Temsilcilerimizle ayrı ayrı görüştü.

Diğer komutanlar da görüştü geçti tek tek,
Tuğgeneral ÇETİNEL sanki bal dolu petek.

Bayramın törenini saat onda bitirdik,
Sandım ki ömrümüzden bir bayramı yitirdik.

Komutanlar olsa da üzüldük en azından,
Bayramımız ölmüştü, belliydi namazından.

Üç gün önce evlerde iyi bir bayram umduk,
Üç gün sonra bayramı namazın kılıp gömdük.

Askerde bayram denen bir tören ile bitti,
Sonunda komutanlar telkini verdi gitti.

İster ağla ister gül bayram denen bu kadar,
Askerlik yapan herkes bunun tadını tadar.

Üçüncü günde döndü iki gün izinliler,
Hiç birinde yok idi ne bir gam ne de keder.

Gıpta ediliyordu bunların sivil tipi,
Karşıladık onları gurbetten gelmiş gibi.

Ekimin on ikisi eğitimlere devam,
Kendimizi zannettik onlara karşı avam.

Yine aynı gün yağmur soğukları başlattı,
Bayrama gidememek saatleri uzattı.

Eğitimler gevşedi sayılır kaldık serbest,
Grup grup ayrıldık son hafta da vardı test.

Terhis günü konusu her gün tartışılıyor,
Askerler terhisini bir an önce diliyor.

Askerde çekilenler nasıl unutulacak,
Askerlik bir nöbettir bunu herkes tutacak.

Askerlik yapıyorsan çekeceksin eziyet,
Eziyet karşılığı kazanılır meziyet.

Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür iyi bil,
Askerlikten kaçanlar şerefli bir Türk değil.

Boş zaman vardır ama, boşuna bir iş yoktur,
Askerlikte tecrübe sivildekinden çoktur.

Nöbet tutan her asker sever memleketini,
Ayrı kaldıklarının öğrenir kıymetini.

Kıymetlenen şeyleri sayalım yavaş yavaş,
Asker için önemli para ile arkadaş.

Kendini hissettirir bu günlük ihtiyaçlar,
Bunlar noksan olunca ağarır durur saçlar.

Acıdır çekmek ere ana baba hasreti,
Hasreti çekilenin öğrenilir kıymeti.

Değeri bilinmeyen boş zamanlar fırsattır,
Değeri öğrenilen en büyük şey sıhhattir.

Hanım, çocuk bildirir askere değerini,
Takdir ettirir ona mutlulukta yerini.

Yaşama düzenine bu askerlik yön verir,
Hızla geçen ömrünü yavaşlatır gösterir.

Sanki bir gün gibidir askerlikte her saat,
Her şeyin değerini öğretir rahat rahat.

Askerlik bir şereftir, sakin fikrinden dönme,
Çocuğun gezer iken öğrensen de sürünme.

Komutan ne söylerse onu yapmak hedefi,
Sürünmek ile düşmez bir askerin şerefi.

Bir birinden farksızdır yarının ile dünün,
Üzülmek de yersizdir fırçayla geçse günün.

Asker olan olmalı her vazifeye aşık,
Asla kılıbık olmaz yıkasa da bulaşık.

Hem vazife namustur vazifeni iyi bil,                   
Her gün paspas yapsan da ismin hizmetçi değil.

                Terhis yaklaşıyor   

Çekilen eziyetler bir bir  unutuluyor,
Terhisin kokuları burnumuzda tütüyor.

Disipline alışmak çok büyük bir faydadır,
Zaten askerde zorluk ilk geçen dört aydadır.

Yirmi aylık askerler iyi gün geçiriyor,
Üç dört aya ‘’ ne kaldı’’, gün gibi geçer diyor.

Yirmi aylıklar için bekậr olmak bir kậr dır,
Dört aylığın baktığı geride yavru vardır.

Yirmi aylık askerler aileden bir kişi,
Dört aylıkların çoğu bir aile reisi.

Dört aylıkların tümü her an teskere sorar,
Memlekette çoğunu bekleyen işleri var.

Askerlik bezdirse de vazife özleniyor,
Sıcak yuva arzusu fazladır, gizleniyor.

Aile yuvasıdır bu askerlik ocağı,
Fakat yoktur burada sıcak ana kucağı.

Askerlik sana soğuk sen ona karşı isin,
Neden soğuk olana buzdolabı gibisin.

Askerin elbisesi askere geniş ya dar,
Kimine yaz havası kimine yağdırır kar.

Bu elbise ne solar nede yağmurda çeker,
Boyuna uymazsa da seni kalıba söker.

Yumuşak değil ama hiç de yolmaz derini,
Hiç fark ettirmez sana güneş ile serini.

Askerliğin havası ilkin çok soğuk gelir,
Gün geçtikçe içinde kalıplaşan buz erir.

Bir gün bu soğuk hava sıcaklığa dönüşür,
Sonunda bir gün gelir askerlik bize üşür.

Bizden ümidi keser ümit verir son kere,
Bu son okul da biter müjdelenir teskere.

Allah’ım askerlere uğratma bir musibet,
Sağ salim memlekete kavuşmayı nasip et.

Burnumuzda tütüyor memleketin havası,
Son on günde görülür hep teskere rüyası.

                     Komutanlarımız

Kovarcasına dahi gönderseler de bizi,
Unutmamak lazımdır komutanlarımızı.

Şerefli komutanlar Türk’ün ordusunda var,
Komutanlar olmazsa bunca asker ne yapar.

Komutanlarımızı sırasıyla say da gel,
Tugay’ın komutanı Tuğgeneral ÇETİNEL

Tugay’da yoktur onu sevmeyen hiçbir asker,
Askerlerine karşı her an sevgiyle güler.

Taburun komutanı verir tabura neşe,
Değerli binbaşımız sayın Murat AKMEŞE

Tipi kart gösterse de fazla değildir yaşı,
Batarya komutanı Mehmet ORHAN Yüzbaşı.

Askere  nasihatten belli ağartmış başı,
Hep iyi niyetlidir askerlerine karşı.

Normal asker elinden hiçbir kötülük çekmez,
Gök gibi gürler geçer fakat fırtına dökmez.

Komutanımız için her zaman iyi deriz,
Bizi sevdiği gibi bizde onu severiz.

Bataryada üsteğmen bir Hüseyin SÖNER var,
Gösterdiği marifet beş katı kendi kadar.

Öyle bir komutan ki bir şey yapmaz boş yere,
Her şeyiyle beraber seviliyor askere.

Askerin dertlerini her zaman sorar durur,
Askerler kendisinden sıcak alaka görür.

Takım komutanımız asteğmen Halil KILIÇ,
Alanda dolaşması asker için çok ilginç.

Bir yanlışlık yapana “Ne garip Asker” diyor,
Herkes kendi yanına gelmesini istiyor.

Hep güneşte dolaşır, hiç oturmaz serinde,
Komutandan ziyade bir ağabey yerine.

Abbas OFLU’dur bizde batarya Astsubayı,
Tipiyle bakışıyla hakiki kabadayı.

Bir Orhan teğmen vardı disiplinin alası,
Nöbetçi devriyenin hep korkulu rüyası.

Meşhur bir komutan var hiç unutulmaz şanı,
Yüzbaşı Adem baba hafif dört komutanı.

Çavuşlar daha fazla erlerle uğraşıyor,
Bütün eğitimlerde sorumluluk taşıyor.

Çavuşlara borçluyuz hayatta bir çok şeyi,
Öğrettiler bizlere yatmayı sürünmeyi.

Bazılarının yüzü hep parça parça durur,
Gıcıklığından yat der nazikçe süründürür.

Askerde erbaşlara emretmek kolay gelir,
Yatan değer kaybeder süründüren yükselir.

Bazı onbaşılar var her zaman kollar fırsat,
Gıcık olduğu şahsa hemen öğretir kalk-yat.

Askerde insan olan bilir insan değeri,
Ekserisi insancıl bir takımı serseri.

Askerlik müddetince aldırma hiçbir şeye,
Günler zalim olsa da mahkümdurlar geçmeye.

Askerlik gibi soğuk ekimin sabahları,
Kimini kızartıyor kimi olur sapsarı.

                  Askerde test günü

Ekimin on dokuzu Pazartesi test günü,
Sanki geldi diyordu bu askerliğin sonu.

Önce her bataryadan aldılar onar kişi,
Bir kaç şey yaptırmakla başlattılar bu işi.

Bataryaca koşuldu ve yarım saat bir test,
Bu korkulu günü de böyle etmiş olduk pest.

Yüzbaşıyla beraber dolaştı binbaşımız,
Denetlemede gibi canlı ve zindeydik biz.

Artık her şey  bitmiştir kaçma bizden teskere,
Mutlaka geleceksin uğraştırma boş yere.

Dört ay yel gibi geçti yaşarken sanki öldük,
Meşguliyetler çoktu roket atara döndük.

Serbest olmak hayalı herkesin kafasında,
Sıkışıp kalmış idik keple bot arasında.

İki ay bedelliler ne eziyet çektiler,
Yakıtları paraydı gelip bizi ektiler.

Onların yakıtları verilen yirmi bin mark,
Para ilimden evla aramızda budur fark.

Eylül başında teslim, terhis ekim yirmi üç,
Yurtdışına çıkmayıp okumak bizlere suç.

Gününden dört gün önce alıyorlar teskere,
Günümüz geldi yine bekliyoruz boş yere.

 Burdur’un sokakları bedelli asker doldu,
 Bozdurdukları markla Burdur’lu zengin oldu.

Yirmi iki Ekimde giydiler sivilleri,
Bütün dört aylıkların bozuldu sinirleri.

Bedelli askerlerden sağlandı büyük fayda,
Yirmi ay askerliği yaptılar iki ayda.

Yirmi ay askerliği bizde dört ayda yaptık,
Beş paralık ilimle on altı aya taktık.

Yirmi iki ekimde gör askerin yasını,
Nevzat ÇETİNEL yaptı veda konuşmasını.

Hep konuşmalarında övdü Türk askerini,
Anlattı zaferlerle tarihteki yerini.

Aile yuvasıdır sizi toplayan bu yer,
Oldunuz dedi bize ‘’çakı gibi’’ bir asker.

O bizden memnun idi, bizde memnunduk ondan,
Son kere bir yürüdük, seyretti bizi yandan.

Başarı dileğiyle bu vedalaşma bitti,
Terhisin adı yoktu ağırımıza gitti.

Yirmi üç Ekim günü teslim ettik tüfeği,
Gidiş sinyallerinin bu idi ilk gereği.

Tüfeksiz halimize hiç inanamıyorduk,
Anlamadan askerlik nasıl geçti diyorduk.

Geçirdiğimiz zaman bize selậma durdu,
Tesisattan kurtuluş her şeyi unutturdu.

İzin kullanmayanın askerlikleri bitti,
Yirmi dört Ekim sabah hepsi görüşüp gitti.

En son çarşı iznine yirmi beş Ekim çıktık,
Askerlikten değil de boş beklemekten bıktık.

Ferahlık gerekirken Tugay dar geliyordu,
Saatlere asılmak günlerden daha zordu.

Ömür geçse dahi er, zaman dursun demiyor,
Bize düşman saatler paslımı işlemiyor.

Tamamen unutmuştuk geçmişteki dertleri,
Yirmi iki Ekimde almıştık biletleri.

Dört gün izin kullanan ertesi gün gidiyor,
Altı gün izinliler bu ayrılık zor diyor.

Asılmakla zor geldi Ekim yirmi yedisi,
Saat on birden sonra yakıştı sivil giysi.

Son öğle yemeğini siviller ile yedik,
Daha nasıp olmasın buraya gelmek dedik.

            Tugaydan ayrılış –Teskere

Kısa zaman dört ayda büyük bir engel aştık,
Kalan arkadaşlarla görüşüp helậlleştik.

Artık son arzumuzdu gidip kavuşmak yara,
Hemen girdik sıraya gittik uçaksavara.

Orada esiyordu bahar gibi havalar,
Pistte dizilmiş idi ard arda arabalar.

Biz Tugay’dan binmiştik kimi dışardan gitti,
O zaman inandık ki askerlik burda bitti.

Komutanın selậmı  ve sallanan o eller,
Esiyordu arkada elveda diyen yeller.

Askerliği seversen asteğmen olarak kal,
Tugay’dan çıkar isen olursun hür general.

Arabalar dizildi Burdur cadde boyuna,
Bütün halk el sallıyor araba konvoyuna.

Yolculuk başlamıştı üçe yirmi beş kala,
Akşam dokuzda çıktık Ankara terminala.

Hemen Kanberoğlu’yla binip koyuldum yola,
İnşallah gidişimiz sonumuz hayır ola.

Gündüz saat on buçuk ulaştık Trabzon’a,
Yolculuk on ikide Rize de erdi sona.

Kamil HOŞOĞLU                                  EKİM 1981

(Kafiyeli Hoş Hatıralar ve Şiirler kitabından)

Bir Ayet ve Anlamı

Bir Ayet ve Anlamı



Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.   HUCURAT 9

Hadis-i Şerif

Hadis-i Şerif ; Müminler, birbirine karşı sevgi ve merhamette, bir vücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut huzursuz olup onun tedavisi ile meşgul olunduğu gibi, müslümanlar da böyle birbirine yardıma koşmalıdır. Buhari

Kafiyeli Veciz Sözler

026249
bugünbugün41
dündün84
bu haftabu hafta200
bu aybu ay2658
tümütümü26249
54Dot196Dot167Dot69
Get more Joomla!® Templates and Joomla!® Forms From Crosstec
Design Downloaded from free Joomla templates | free website templates | Free PSD Files | Funny Soccer Videos.